SENDİKAL BİRLİK

MYK NEREDE ORTAKLAŞMIŞ?

Eğitim Sen’in 9-10-11-Mayıs-2008 tarihinde yapılan 3.Olağan Genel Kurulu ile yeni Merkez Yönetim Kurulu (MYK) belirlendi. Bizler bu MYK’nın hangi ilkelerde ortaklaştığını merak ediyorduk. Çünkü bilindiği gibi bu MYK, 2005-2008 döneminde görev yapan MYK’daki Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD)’nin bir kanadı ile Demokratik Emek Hareketi (DEH) ya da eski adıyla Yurtsever Emekçiler (YS) olarak bilinen çoğunluk ittifakının yine çoğunluğu alarak “Gerisi önemli değil, nasıl olsa biz çoğunluk olarak ittifak içinde istediğimizi yaparız.” diyerek oluşturduğu bir MYK dır. Onun için nerede ortaklaşmış olabileceklerini kestirmek zor değil aslında. 2005-2008 dönemi boyunca nerelerde ortaklaşmışlarsa bu günde aynıdır sanırız.

Ancak bilmediğimiz bir konuyu çevresindeki dört delege arkadaşı ile MYK üyesi olan kişi Mustafa Ecevit ayağının tozuyla ilk çıktığı il gezisinde Gaziantep’de açıklamış. “Bu MYK altı ay içinde yapılacak tüzük kongresinde ANADİLDE EĞİTİM maddesini tekrar Tüzüğe koyma konusunda ortaklaşarak geldi” demiş. Yetmez öyle iddialar ortaya koymuş ki bakın ne demiş: “Eğer bunun için 50.000 kişi kalacaksak kalalım, yine bu maddeyi koyacağız demiş.”

Yani son söylemle bu insanlar Anadilde eğitim maddesiyle ilgili tepki gelebileceğini ve insanların örgütten ayrılabileceğini görüyor. Ama diyor ki; ayrılırsa ayrılsın kardeşim ben tüzüğe bu maddeyi koyacağım diyor. Ee kolay gelsin….

Şimdi biraz konunun ayrıntısına bu konuyla ilgili örgütün geçmişinde yaşananlara bakalım:

1- Eğitim Sen’e Tüzüğünde 10 yıldır duran “ANADİLDE EĞİTİM” MADDESİYLE İLGİLİ DAVA AÇMAK O DENLİ ABES BİR İŞTİR Kİ ancak Türkiye’lik bir uygulamadır. Bu durum da zaten Türkiye de yaşanmıştır. Anadilde eğitim anlayışına katılan katılmayan, bu anlayışı bölücülükle eşleyen farklı düşünen hepsi olabilir. Bunların tamamını anlamak mümkündür.

2- Peki bu konuda Sendikal Birlik’in tavrı ne olmuştur? Şunu açıkça her yerde belirttik şimdi bir kez daha belirtelim ki biz bu davanın açıldığı ilk günden itibaren söz konusu maddenin bir an önce tüzükten çıkarılıp bu davanın boşa çıkarılması gerektiğini, örgütün yıpratılmaması gerektiğini, her ortamda açık sözlüce hiçbir baskılanma altında kalmaksızın savunduk ortaya koyduk. Buna karşın MYK’nın çoğunlukla aldığı kararlara aynen uyduk ve hiçbir boşluk yaratmadık. Sonuçta iş son noktaya kadar götürüldü ve nihayetinde madde Tüzükten çıkarılarak örgüt kapatılmaktan ancak kurtarılabildi.

3- Evet örgüt kurtarılmaya kurtarıldı. Burada birkaç şey çok önemlidir. Bunlardan birincisi, örgüt kapattırılmadı. Ancak bu süreç yani kapatılma davası süreci örgütte çok ciddi ve derin yaralar açtı ve tahribatlar yarattı. Bize göre Eğitim Sen halen bu yaraları sarabilmiş ve dava öncesi süreci yakalayabilmiş değildir.

İkincisi ise daha da acıdır. O günlerde başka sendika kurmakla meşgul olmuş, hatta örgütün kapattırılmamış olduğuna adeta üzülmüş kimi kişilerin bu gün MYK üyesi olmuş olmasıdır. Dahası da var. O günlerde MYK üyesi Ali Berberoğlu’nun Anadilde Eğitim maddesinin Tüzükten çıkarılmaması için mahkemeye dilekçe verdiği yalanını söyleyenler (arkadaşımızın böyle bir dilekçesi hiç olmamıştır. Örgütün zor günlerinde MYK kararlarına uymuştur.) şimdi kendilerini MYK'ya taşıyan anlayışlara geçmişte olduğu gibi diyetini ödemeye çalışmaktadır. Bu yaklaşımla tüzük kongresinde Anadilde eğitim maddesini Tüzüğe koymak üzere ortaklaştıklarını söylemektedirler.

Biz şunu yine açıkça belirtelim ki bu gün bu maddenin tüzüğe konulmasını gerektiren hiçbir durum yoktur. Çünkü durum maddenin çıkarıldığı ortamdan farklı değildir. Ortada yeni hiçbir şey ne AHİM ne de başka bir mahkeme kararı yoktur. Peki madem bu durumda tekrar koyacaktınız neden çıkardınız diye sormazlar mı beyler.

Bu arada şunu belirtmekte yarar var. 2003 yılında bu örgütün 166.000 (yüzatmışaltıbin) net üyesi vardı üzerine 60-70 bin daha yeni üye yapılmıştır. Ancak bu gün üye sayısı 100.000 (Yüzbin)lerdedir. Kuşkusuz bunun tüm nedeni Tüzük meselesi değildir. Ama o sürecin ciddi etken olduğu da inkar götürmez bir gerçektir.

Öte yandan Tüzüğe yazılmasa olmaz mı? Yazdığınızda ne olacak? Tüzüğe yazdığınızda daha bir iyi savunmuş mu olacaksınız? Ya da yazarsanız daha “devrimci” mi olacaksınız?

Beyler bey-pardon bayanlar, Tüzüğümüzde ne güzel maddeler vardı. Örgütümüz övünüyordu. “Bizim sendikamızda iki dönemden fazla aynı organa kimse seçilemez.” diyordu insanlar. Tüzük aynen böyle yazarken sizler MYK'daki karar çoğunluğuna sahip anlayışlar siz çiğnemediniz mi bu Tüzüğü? Yine Tüzüğün İl Temsilciliklerinin Şubelerle birleştirilmesi konusundaki 37.Maddesini sizler çiğnemediniz mi? Bu tüzük ihlalleri O zamanki MYK üyesi Ali Berberoğlu’nun sizleri şikayeti sonucu Merkez Denetleme ve Disiplin Kurulları tarafından raporlarıyla tespit edilmedi mi?

Sözünü ettiğimiz uygulamalarınızla, “MYK da karar çoğunluğuna sahipseniz Tüzük önemli değil siz istediğinizi yaparsınız.” anlayışını bu örgüte getirdiniz mi getirmediniz mi? “Tüzüğü çiğneyen benim arkadaşımsa ses çıkarmamak gerekir.” anlayışını bu örgüte taşıdınız mı taşımadınız mı?

Şimdi siz Tüzüğe bir şey yazsanız nolur, yazmasanız nolur?

Ancak şu kadarını belirtelim beyler. Hani o kişi söylemiş ya 50.000 kişi bile kalsak biz bunu Tüzüğe yazacağız diye meydan okumuş ya. Bırakın 50.000 kişiyi de 10.000’i bulursanız ağaç kabuklarına kazıyın.

Ali Berberoğlu