| KESK | ||
| SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ | ||
| Mayıs 2002, Sayı: 1 | ||
| ZORUNLU BİR AÇIKLAMA Aşağıda özetle açıklanacağı gibi, uzun süredir Sendikal Birlik (SB) içinde ayrı bir grup olarak hareket eden İşçi Partili arkadaşlara, artık böyle devam edemeyeceğini belirtmemizden sonra 11 Nisan 2002 tarihinde Sendikal Birlik adıyla bir yazı gönderilmiştir. SB'le hiçbir ilişkisi kalmamış kişilerin kaleme aldığı bu yazı üzerine böyle bir açıklamaya ihtiyaç duyulmuştur. Bilindiği gibi Eğitim-İş ve Eğit-Sen'in birleşme döneminden sonraki ilk genel kurulunda özellikle Eğit-Sen'den yansıyan çeşitli siyasi gruplar ortaya çıkmıştı. Buna karşılık esas olarak Eğitim-İş'ten gelen ve sendika özleminden başka bir hedefi olmayan geniş bir kitle gözleniyordu. Bu kesimin elbette tek tek siyasi tercihleri vardı. Ancak esas olarak benzeşen yanları sendikayı tarif edişleri ve sendikadan beklentileriydi. İşte sendikal mücadele konusunda benzer şeyler düşünen ancak aralarında bir iletişim olmayan bu özgür bireylerin dağınık duruşuna son vererek, birlikte bir davranış gerçekleştirme düşüncesiyle 1995 yılında Sendikal Birlik (SB) anlayışı ortaya konuldu ve kendisini tarif etti. "SENDİKAL BİRLİK, siyasi görüşü ne olursa olsun, sendikal anlayışı benzeşen özgür bireylerin, gönüllü katılımı ile oluşan, yapısı gereği 'çok sesli' olma özelliği gösteren bir sendikal harekettir" diye kendini tanımlayan SENDİKAL BİRLİK, hemen arkasından, "SENDİKAL BİRLİK, hiçbir siyasal parti ya da yapının arka bahçesi değildir, olmayacaktır" ve "SENDİKAL BİRLİK, örgütsel bağımsızlığı temel alır" diyerek kendisini sendika içindeki diğer parti gruplarından ayıran temel farklarının altını çizdi. Çıkışından itibaren düşünce olarak kamu çalışanları sendikalarında büyük bir çoğunluğun ifadesi olsa da, uzun bir süre maalesef sadece Eğitim Sen'de organize olarak varlığını devam ettirebilmiştir. Durum böyle sürerken, özellikle İzmir-Özdere ve Yalova toplantıları ile kendisini geliştirmiş ve grubun görüşlerinin derli-toplu olarak ortaya konduğu iki adet broşür çıkartılmıştır (Kuşkusuz bu arada birkaç sayfalık bülten ve bildirileri de çıkmıştır.) Söz konusu dönemde çoğumuzun anımsayacağı gibi çeşitli partilerin sendikalarımızda grupları vardı. Bunlardan bir tanesi de İşçi Partisi'nin grubu "Toplumcu Kamu Çalışanları", işkolumuzda ise "Toplumcu Eğitim Çalışanları" idi. Bu grubu ilk tanımamız Eğitim-İş sürecinde olmuştur. Anımsanacağı gibi arkadaşlarımız o dönemde kendilerini "Eğitim-İş Muhalefeti" olarak lanse etmişler, sonra da Eğitim-İş'ten istifayı örgütlemişlerdi. Dilekçelerinde istifa etmelerinin en önemli nedeni olarak Eğitim-İş'in "anadilde eğitim" meselesini yeterince savunmadığı, bu nedenle ayrıldıklarını yazıyorlardı. Hatta konu bununla da sınırlı kalmıyor, İşçi Partisinin sendika içindeki bu grubu, "anadilde eğitim" meselesini yeterli vurguyla savunmadıkları için Eğitim-İş yöneticilerini "hain" olarak nitelendiriyorlardı. Eğitim-İş'ten ayrılanlar ayrıldı, kalanlar kaldı, EĞİTİM SEN kuruldu. Arkadaşlarımız da "Toplumcu Kamu Çalışanları" olarak faaliyetlerini sürdürdüler. Ne zamana kadar? EĞİTİM SEN'in 1998 yılı Genel Kurulu öncesine kadar. Tam genel kurul öncesi "Toplumcu Eğitim Çalışanları" SB grubuna geldiler. "SENDİKAL BİRLİK grubunun görüşlerinin kendilerini ifade ettiğini", "SB'ye katılmak istediklerini" belirttiler. SB'ci arkadaşlar buna itiraz etti. SB'nin "grupların bileşkesi olmadığını", "özgür bireylerden oluşan bir grup olduğunu", "böyle bir parti grubunun Sendikal Birlik'e katılmasının Sendikal Birlik'in dokusunu bozacağını" belirttiler. Tersi görüşlerde vardı. "Toplumcu Eğitim Çalışanları" kendilerinin birey birey SB'ci olduklarını, bu kimlikleriyle SB grubuna katıldıklarını ifade ettiler. Bu tartışmalar bu şekilde bir süre devam etti. Ancak yer yer de arkadaşlar SB'ci olduklarını ifade etmeye başladılar. Buna karşılık çoğu birimde bir türlü beraberlikler de sağlanamadı. Ve bu tartışmalar o gün bu gün sürdü. Yine bu arada ağırlıkla Eğitim Sen üzerinden süren SB çalışmalarının, KESK Sendikal Birlik örgütlemesinin oluşturulması arzuları vardı. Bu gruptan insanlar, Eğitim Sen dışındaki sendikalardan bir ya da birkaç kişi de olsa kendi partili arkadaşlarını çağırmalarıyla KESK Sendikal Birlik oluşmuş oldu. Bu arkadaşlar sendikaların çoğunda, başlangıçta kaç kişi iseler hep öyle kaldılar. Israrla kendilerine "şubelerinizde SB yürütmeleri oluşturun", "sendikalarınızda SB Türkiye Yürütmesi oluşturun", "seçilerek KESK SB yürütmesine gelin" dememize rağmen bu yola hiçbir zaman başvurmadılar. Bu yüzden de hiç çoğalmadılar. Kendi sendikalarında gösterdikleri faaliyetlerini ısrarla siyasal inançları doğrultusunda yürüttüler. Zaten KESK SB denen bu yapı da hiçbir verimli çalışma yapılamadı. Yapılamazdı da. Çünkü bu yapıda da diğer birimlerde olduğu gibi İşçi Partisi'nin gündemini tartışmaktan başka bir şey yaşanmadı. Yaptığı tek şey, arkadaşlarımızın sıkça dillendirdikleri 1998 Sendikal Birlik Broşürüdür. Bu broşüre partilerinin görüşleri doğrultusunda birkaç cümle sıkıştırmışlardı. O nedenle de hep "98 SB Broşürü" dediler. Oysa Sendikal Birlik'in, arkadaşlarımız SB'ci olmayı kabul ettiklerinde, yani 1998'den önce 1996'da çıkmış Sendikal Birlik broşürü,bülten ve yayınları da vardı. 1998 Broşürü yokken arkadaşlarımız Sendikal Birlik'i kabul etmişlerdi. Biz, SB oluştu oluşalı çıkardığı tüm yayınlar (1998 broşürü dahil), SB'in broşürüdür diyoruz. Bu broşürlerden herhangi birinin herhangi bir sayfasındaki bir cümleye takıntımız yoktur. SB kitleci yaklaşımı ile geniştir, bir cümle ya da sözcüğe takılacak kadar dar değildir. Sonuç olarak, Yaklaşık dört yıldır şöyle ya da böyle yürütmeye çalıştığımız SB çalışmaları, arkadaşlarımız tarafından sindirilememiş, daha doğrusu SB anlayışı özümsenememiş, kabul edilememiştir. Bunun yerine, arkadaşlarımız partilerinin görüşlerinin SB görüşü olması yolunda çaba sarf etmişlerdir. Geçen bu dört yıllık süre içerisinde tüm SB toplantılarını parti gündemleriyle adeta boğmuşlardır. SB İşçi Partisi'nin gündemini tartışmaktan başka bir iş yapamaz hale gelmiştir.
SB'in, Atatürk, Cumhuriyet, Cumhuriyetin kazanımları ile bir sorunumuz olmamıştır, olamaz da. Ama arkadaşlarımız esas olarak İşçi Partisinin savunduğu gibi, onların belirlediği süre içerisinde ve aynı söyleyiş tarzında söylememizi ısrarla istemektedir. Aslında arkadaşlarımızın ne yapmak istedikleri ortadadır. SB'in Türkiye toplantılarından önce ve sonra kendi aralarında toplantı yaparak, fırsatını buldukları yerde, kendi siyasal düşüncelerini yazıp, bunu SB görüşüymüş gibi sunarak SB'i İşçi Partisi'nin arka bahçesi yapmak istemektedirler. En son örneği, kendisine SB İstanbul Yürütmesi diyen altı tanesini hiç tanımadığımız yedi kişi (Eğitim Sen'in şubelerinden biraraya gelen partili 7 kişidir) genel kurul sürecinin hemen öncesinde Türkiye yürütmesinden habersiz bir broşür (kırmızı) çıkarmışlardır. Bu broşür ulaşabildikleri partili arkadaşları, haftalık bir derginin abonelerine hatta yer yer parti görevlileri tarafından Türkiye'de dağıtılmıştır. Türkiye yürütmesi broşürü gördüğünde incelemiş, konunun SB ile ilişkisi olmadığını, çıkaran kişilerin de Sendikal Birlikçi olmadığını yazılı olarak ilgililere ve kamuoyuna açıklamıştır. Şimdi genel kurullar bitti, sendikalarımız ve KESK yoğun olarak yetki sürecini yaşıyor. Süreçle ilgili olarak da pek çok kesim KESK ve KESK'e bağlı sendikalara saldırıyor. İlginçtir, tam da bu süreçte ortada "Basında KESK Gerçeği" diye turuncu bir broşür dolaşıyor. Turuncu diye tarif etmeye çalışıyoruz, çünkü söz konusu broşürün sahibi, basım yeri, adı vb. hiçbir şey belli değildir. Yani korsandır. Ve bu broşür Kamu-Sen tarafından dağıtılmaktadır. Söz konusu broşürün ilginç olan yanı ise şudur: Biraz önce sözünü ettiğimiz İstanbul'da çıkarılan broşürün kapağıyla birlikte bu turuncu broşürün içine aynen basılmış olmasıdır. Ve büyük oranda adı belli bir dergide çıkan yazılarla zenginleştirilmiş! Bu broşür Kamu Sen tarafından dağıtılmaya devam etmektedir. İstanbul broşürünün sonuç itibarıyla nereye hizmet ettiği, SB Türkiye Yürütmesinin de o zaman bu broşürü çıkaranlara karşı tutumunun ne denli isabet olduğu bu gün sanırız daha açıktır. Bizim SB olarak kimsenin partisiyle, siyasi düşüncesiyle ilgimiz yoktur. Hep olduğu gibi, herkesin siyasi anlayışına, politik çalışmasına saygı duyuyoruz. Bu ülkede her bireyin partili olmasını, siyasallaşmasını isteriz. Ancak hangi parti ya da partili arkadaş olursa olsun kimsenin SB üzerinden kendi siyasi mücadelesini yürütmesine saygı da duymayız, izin de vermeyiz. Arkadaşlarımız yıllardır SB içinde ayrı bir grup şeklinde durarak, bulundukları noktadan, başka partilerle olan ideolojik kavgalarını SB şemsiyesine sığınarak yürütmek istemişlerdir. Hatta, çoğu zaman bununla da sınırlı kalmayıp, SB'nin de kendileri gibi düşünmesini dayatmışlardır. İşte daha önce, aşağı yukarı her bültenimizde bir paragrafta değinerek karşı çıktığımız şey budur. Yıllardır zaman içinde bir olgunluk düzeyi sağlanabileceği düşüncesiyle gösterilen hoşgörü, adeta bir zaafiyet gibi anlaşılmıştır. Sorun artık şu ana dek kısmen özetlediğimiz noktayı da aşmıştır. Arkadaşlarımız artık SB'in var olduğundan bu yana savunduğu ilkeleri dahi reddetme noktasına gelmiştir. Artık bu işin hoşgörüsü kalmamıştır. 1993'lü yıllarda Eğitim-İş yöneticilerini anadilde eğitimi savunmuyorsunuz diyerek "hain" olarak niteleyen bu arkadaşlar, bugün SB'i ilkesel olarak anadilde eğitimi savunduğu için "hain" ilan etmektedirler. Zaten bu arkadaşlarımıza göre, kendileri gibi düşünmeyen herkes "hain"dir. "KESK haindir", "Eğitim Sen haindir", "SES haindir", "BES haindir" vb. düşünceleri kendilerine aittir. Ancak, SB olarak biz bir örgüte veya bir gruba "hain" dersek bir daha orada olmayız. Biz SB'ten sorumluyuz, gerisini herkesin kendisi bilir. KESK'e bağlı sendikalardan SB'çi arkadaşlarla son sürecin değerlendirildiği üç toplantı sonucunda, SB'in bundan böyle söz konusu siyasal dayatma içinde olan arkadaşlarla birlikte yürüme şansı kalmadığı tesbit edilmiştir. Bu tutum, hangi parti veya siyasi yapı tarafından gelirse gelsin böyledir, böyle de olacaktır. Arkadaşlarımızın zamanında SB'e katıldığına sevinemedik. Çünkü hep tartıştık, hep dayatmalarla karşılaştık. Artık SB olarak kendi işimize bakmak istiyoruz. Tüm bu değerlendirmelerin ışığında, her sendikanın bir an önce Türkiye toplantısı yaparak yeni yürütmelerini seçmesi kararı alınmıştır. Sendikalarımızın şubelerindeki tüm Sendikal Birlikçi arkadaşları duyarlı olmaya çağırıyor, başarılar diliyoruz. Ali BERBEROĞLU |