|
“ÖRGÜT HUKUKU”
ÜZERİNE BİR YAZI Ali Berberoğlu Eğitim Sen MYK Üyesi
Kamuoyumuzda genel anlamıyla bilindiği üzere, 13 Temmuz 2004 günü, yani Eğitim Sen’in kapatılması istemiyle açılan davanın ilk duruşmasının yapılacağı gün sendika olarak tepkilerimizi ortaya koyma ve örgütümüze sahiplenme noktasında bir miting gerçekleştirmiştik. Bu mitingde KESK Genel Başkanı Sayın Sami Evren’in CHP, Deniz Baykal ve Sosyal Demokratlarla ilgili sarf ettiği sözler üzerine, Eğitim Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Ali Berberoğlu Platformu terk etmiş ve Sendikal Birlik Grubu’ndan arkadaşlardan gelen tepkiler üzerine bir toplantı gerçekleştirilmiş ve bu toplantıda bir yazı ile durumu değerlendirerek protesto edilmesi kararı çıkmıştı. Olayın gelişiminin hemen akabinde kamuoyunda adı “deklarasyon”a çıkan yazı yazılıp altı olaya tanık olan arkadaşlar ve tanık olmasa da olayı duyup bu tepkiye katılan kişilerce imzalanıp, kamu emekçileri kamuoyu ile çeşitli yol (Internet dahil) ve yöntemlerle paylaşılmıştı. Duruma ilişkin tartışmalar sürerken Sayın Evren ve arkadaşları tarafından “deklarasyon” adı verilen yazının altında imzası bulunan bir çok arkadaş aranarak, “bu yazının başka grupların işine yaradığı” bu nedenle imzasını çekmesi vb. şeyler istenmişse de herhangi bir karşılık çıkarılamamıştır. Gelişmeler böyle sürerken 26 Ağustos 2004 günü Ankara’da yapılan Danışma Meclisi toplantısında kurul üyelerine dağıtılan dosyaya koyulmuş olan aşağıdaki yazı dikkat çekmiştir.
25.08.2004 tarihli KESK başlıklı yazı TÜM YÖNETİM BİRİMLERİNE VE ÜYELERE15 yıla yakındır birlikte sürdürdüğümüz mücadelenin ürettiği değerler, örgütlerimizin yazılı olmasa da oluşturduğu iç hukuk anlamlıdır, önemsenmelidir. Toplumsal muhalefetin bu kadar parçalı olduğu bir dönemde KESK’te yakalanan/yakalanacak bütünlük ayrıca önemli ve bir deneyimdir. KESK’in mücadelesi çok farklı fikirlere sahip kitleleri iş üzerinden birbirine kenetlemiştir. Eleştiriler ve özeleştiriler bu mücadele içerisinden kendi kurulları üzerinden ve kuralları ölçüsünde yapılagelmiştir. Kurullar ve kurallar dışında yapılan tartışmalar örgütümüze, mücadelemize bir katkı sunmamaktadır, sunmayacaktır. Bu tür davranışları ve eleştirileri geliştirenler de ayrıca katkı sunamaz. KESK Yönetim Kurulu olarak son dönemlerde geliştirilmeye çalışılan farklı tartışmaları, örgüt disiplini açısından zedeleyici buluyor, örgütsel sorumlulukla bağdaştıramıyoruz. Örgütümüze yönelik genelde sürdürülen kampanyalarla, örgüt içerisinde sürdürülen bu tür faaliyetler zaman zaman bütünleşmekte yada sonuçları itibariyle KESK’i yıpratmaya yönelmektedir. Böylesine dönemlerde örgütümüzün organlarında görev alan arkadaşlarımızın bütünlüklü tutum alması gerekmektedir. Bu bütünsellikteki durum zayıflarsa, örgütte yeni zafiyetler ortaya çıkar. KESK, almış olduğu tüm kararların ve değerlendirmelerin sonuçlarına göre hareket eder. Örgütümüzde kolektif bir yönetim esastır. Bireysel bir ilişki KESK açısından mümkün değildir. Örgütümüzle ilgili özellikle Kürt Sorununa yönelik sürdürdüğümüz pratik faaliyetler gündeme geldiği zaman bu tartışmalar ve yıpratma kampanyası daha da yoğunlaşmaktadır. Son dönemlerde Eğitim Sen duruşması ve DEP milletvekilleri ile bir araya gelme gibi konularda sürdürülen tartışmaları da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Bilinmelidir ki, KESK Yönetim Kurulu genel kurullarda ve diğer kurullarında tespit ettiği yönelimler dışında hareket etmez. Soruna yaklaşımı da çok açıktır. Barışı, kardeşliği ve Kürt Sorununun demokratik çözümünü savunur. Bunun dışında bir yönelimi olamaz. KESK’in Kürt Sorunu yada başka konulardaki değerlendirmelerine bazı üyelerimiz katılmayabilir. Bu üyelerimizin KESK’in politikalarını kendi kurulları içerisinde eleştirme hakları vardır. Bu kurullarda eleştirilerini açık açık yapabilirler. Bunun dışındaki tutum yada tutumlar artniyetlilik değilse, disiplinsizliktir. Ayrıca kampanyayı sadece genel başkanımız üzerinden yürütmek de kolektif iradeyi yok saymaktır. Bu duruma örgütsel bütünlük içerisinde izin veril(e)mez. Aksi takdirde bütünlüklü bir örgüt olun(a)maz. Türkiye’de yasal gelişmeler, AKP hükümetinin politikaları, emekçilere ve sendikalara yönelik sürdürülen saldırılar değerlendirildiğinde örgütsel bütünlük ve dayanışma daha da önem kazanmaktadır. Saflarımızdaki hatalı eğilimlerden arınmanın en önemli yöntemi, hangi problem olursa olsun kendi örgütsel organlarımızda açık açık tartışarak çözmektir. KESK’in demokratik işleyişi asla buna kapalı değildir. Bu demokratik işleyişi kullanmamak yapılan tartışmaları ve eleştirileri anlamsız hale getirir. Önümüzdeki süreçte Yönetim Kurulumuzun dikkat çektiği bu duruma ilişkin örgüt disiplini, hukuku ve ahlakı çerçevesinde davranılacağını umar, çalışmalarınızda başarılar dileriz. YÖNETİM KURULU İşte bu yazı üzerine Ali Berberoğlu’nun kurulda yaptığı konuşma metni aşağıdadır. Kurulu saygıyla selamlıyorum. Değerli Arkadaşlar ben konuşmamı bize dağıtılan dosyada karşılaştığımız KESK MYK’sının “örgüt hukuku”nu hatırlatan şu yazısı üzerine yapacağım. Öncelikle bu “örgüt hukuku” kavramı üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Bizde hep bir örgüt hukukundan söz edilir. Ancak bu hukukun ne olduğu yada ne kast edildiği pek belli değildir. Genellikle herkesin kendi söylediği ve yaptığı bu hukuka uygundur, ama başkaları buna karşı bir şey söyler ve yaparsa bu tutum örgüt hukukuna uygun değildir. Burada olduğu gibi hemen örgüt hukuku anımsatılır. Şimdi örgüt hukukunu anımsatan bu yazının 1.paragrafının son bölümüne bakalım. Mücadele ve KESK’te farklılıklar olsa da iş üzerinden bir kenetlenmeden söz edildikten sonra, eleştiri ve özeleştirilerin nerelerde yapılıp nerelerde yapılamayacağının sınırları çizilip “kurullar ve kurallar dışında yapılan tartışmalar örgütümüze, mücadelemize bir katkı sunmamaktadır, sunmayacaktır. Bu tür davranışları ve eleştirileri getirenlerde ayrıca katkı sunamaz.” denilmektedir. Değerli arkadaşlar, 13 Temmuz mitinginde yapılan konuşma üzerine yazdığımız metnin (ilgili kamuoyunda bu yazıya deklarasyon adı verilmiştir) altında benim de imzam var. Altına imza koyduğum yazıyada imzama da sonuna kadar sahip çıkıyorum. Şimdi bu paragrafta bana deniliyor ki, “bu metin de, sen de, bu örgüte bir katkı sunamazsın” deniliyor. O zaman ben de bu kürsüden soruyorum. KESK Genel Başkanlığı görevini yürüten arkadaşımız Sayın Sami Evren’in örgütün en çok birlik ve dayanışmaya ihtiyacının olduğu bir günde, Eğitim Sen’in kapatılmasına karşı yapılan mitingde, örgütümüzün içindeki pek çok kişinin oy verdiği, sempatizanı veya militanı olduğu bir partiye ve anlayışa karşı yaptığı konuşma bu örgüte hangi katkıyı sağlamıştır? Yine 3.paragrafta olduğu gibi başka bölümlerinde de örgütün birlik bütünlüğünden söz edilmektedir. Doğrudur. Gerçekten gün birlik bütünlük günüdür. Örgütümüz birlik bütünlük konusunda sıkıntılı dönemler yaşamıştır. O sıkıntılar o günkü yöneticilerimizin ciddi katkılarıyla aşıldı ve bu günlere gelindi. Şimdi soruyorum. Sayın Evren’in örgütümüzdeki bir kesimi yuhalatan, inciten dışlayan sözleri hangi birlik bütünlüğe hizmet etmiştir? Şayet birlikten incitilen dışlanan bu kesimin dışında kalanların birliği anlaşılıyorsa kim bilir belki o zaman yapılan konuşma amaca hizmet etmiştir. 5.Paragrafa gelince, Sayın Evren açış konuşmasında bu bölümle bağlantılı olarak Kürt sorununa ilişkin söylemek istediği olan varsa burada açıkça söylesin, konu tartışılsın türünden yaklaşım ortaya koymuştur. Bana sorarsanız Sayın Evren halk deyimiyle “kılçık atmak”tadır. Kurulun böyle bir tartışmaya kitlenmesinden bir yarar umuyor anlaşılan. Şayet konuyla ilgili ortada bir tartışma varsa siz hemen takip eden paragrafta örgütümüzün soruna “barışı, kardeşliği ve Kürt Sorununa demokratik çözümü savunur.” ilkesi doğrultusunda yaklaştığını neye dayanarak yazdınız? Barış kardeşlik temelinde demokratik çözüm yaklaşımı kimseyi rahatsız etmez. Ancak bu genel ilkeye sığınarak pratik faaliyet içinde örgütümüzü sıkıntıya sokan şeylere olur vermemiz beklenmemelidir. Örneğin; bölge şubelerinin tüzel kişilik sıfatıyla gazetelere verdiği ilanlar, bir çok eylemimizde olduğu gibi Eğitim Sen’in kapatılmasına karşı yapılan oturma eylemi ve özellikle de mitingde atılan sloganlar, DEP milletvekillerine verilen yemek vs. örgütümüzü sıkıntıya sokmaktadır. Hazır bu yemek meselesine gelmişken birkaç şey söyleyim. Söz konusu milletvekillerinin gözaltına alınmaları süreci sanırım hafızalardadır. O süreçte gözaltına alınmaları ve özellikle de uygulanan yöntemlere karşı çıkışımızda sanırım unutulmamıştır. Şimdi bırakılmışlardır. Doğrusunu isterseniz bana göre bırakılmaları da sanki gözaltına alınmalarına benzemektedir. Neyse... Bırakılan DEP milletvekilleri çeşitli kurum ve kuruluşları özellikle sendika, konfederasyon vb. ziyaret etmektedirler. Tam bu sırada KESK, milletvekillerinin KESK’i ziyarete gelmelerini beklerse sanki Kürt Sorunu konusunda bir şeyleri eksik yaptığı için eleştirileceği psikolojisi içinde hemen atağa geçerek milletvekillerini yemeğe davet etmiştir. Zaten böylesi kendisini baskılandıran psikoloji içinde verilen kararlar içeriğinden ve sonuçlarından bağımsız olarak sağlıklı yöntemlerle verilmiş kararlar değildir. Acaba KESK bu kişilerin kendisine gelmesini bekleseydi ne olurdu? O zaman KESK Kürt Sorununa gerekli duyarlılığı göstermemiş mi olurdu? Bu arada duyduk ki KESK şimdi de Diyarbakır Belediye Başkanlarını ziyaret edecekmiş. Bize göre yanlış yapıyor. KESK bu tür tavırlarıyla kendi gündemini şaşırmış, kamuoyu önüne sürekli Kürt Sorunu gündemiyle çıkar hale gelmiştir. KESK’i yıpratan ve yanlış olan işte bu durumdur. Yine sözkonusu “hukuk anımsatma yazısı”na dönersek sondan ikinci paragrafta eleştirilerin kurullar içerisinde yapılabileceği belirtilerek “bunun dışındaki tutum yada tutumlar artniyetlilik değilse, disiplinsizliktir...” denilmektedir. Yani deniliyor ki bu eleştirileri Danışma Meclisi’nin dışında yapanlar artniyetlidir. Sanırım kendileri de en azından ifadenin kastı aştığını fark etmiş olacaklar ki, “öyle değilse disiplinsizliktir.” diyorlar. Benim örgüt terbiyem izin vermiyor. Burada soru sormuyorum, evet burada soru sormuyorum... Değerli arkadaşlar, bütün saldırı okları üzerimize yönelmiş, sürekli sıkıştırılmak isteniyoruz. Gerçekten de tartışmasız bir birlik ve bütünlüğe ihtiyacımız var. Bu konuda en önemli sorumlulukta burada bulunan arkadaşların omuzlarındadır. Herkesin bu sorumlulukla davranmasını umuyor, teşekkür ediyorum. Ali Berberoğlu toplantının gidişatı içerisinde daha sonra söz alan çeşitli Danışma Meclisi üyesi arkadaşların kendi konuşması ile ilgili sözleri üzerine tekrar söz alarak şunları söylemiştir: Değerli Arkadaşlar, Kürt Sorunu ile ilgili konuşmama yönelik eleştirilere ilişkin, aslında her şey çok açık. Herkesin bir siyasal örgütlülüğü var saygı duyuyorum. Ancak siyasal örgütünüz kalkıyor bir program açıklıyor. Siz de gelip KESK’e diyorsunuz ki “bizim örgütün programına uygun işler yapın” diyorsunuz. Hayır işte karşı çıktığımız şey budur. KESK kendi programını ortaya koyar, kendi mücadelesini yürütür. Bu mücadele kimi noktalar da çeşitli kesimlerin mücadelesi ile işin doğası gereği kesişebilir. Önemli olan KESK’in hiç kimsenin peşine takılmadan kendi işine kendine özgü yöntemlerle yapmasıdır. Diğer yandan yine benden sonra kürsüye çıkan bazı arkadaşlar bu “deklarasyon” denilen yazı ile ilgili “efendim bu kurullarda eleştirseydiniz. Niçin internete verdiniz?” diyorlar. Öncelikle şunu belirtmek isterim, Sayın Evren bu yazının yazılmasına neden olan konuşmasını, 70 milyonun önünde 70 kameraya karşı yapmıştır. Bizde yazıp altına imza koyduğumuz yazıyı kamu emekçilerine ulaştırmak istiyoruz. Bunun dışındaki kamuoyuna açmaktan da özellikle kaçındık. Kamu emekçilerine ulaştırmak için interneti kullanmamızdan doğal bir şey olamaz. Bu tür tartışmalar işin esasını tartışmaktan uzak durma anlayışıdır. Ayrıca bu durum bir grup faaliyeti olarak değerlendiriliyorsa bir grubun neyi nasıl yapacağına kimse karışamaz. Hazır buraya tekrar çıkmışken bir şeyi daha anımsadım. İki cümlede onun için söyleyeceğim. Sayın Evren çeşitli özel sohbetlerde “bu deklarasyonun başka grupların işine yaradığını” söylemiştir. O zaman Sayın Evren’in yaptığı konuşma kimlerin işine yaramıştır. Yoksa Sayın Evren yaptığı konuşmayla “başka gruplar” dediği kesimlere ucu taa seçimlere kadar uzanacak uzun bir pas mı atmıştır? Toplantının sonunda yapılan toparlama konuşmasında “Tüm Yönetim Birimlerine ve Üyelere” başlıklı örgüt hukukunu anımsatan yazının “söz konusu deklarasyona karşı yazılmadığı” belirtilmiştir. Takdir ilgili kamuoyunundur.
|