SENDİKALAR NEDEN AVRUPA SOSYAL ŞARTINA KONULAN ÇEKİNCELERİN KALDIRILMASINI İSTEMİYORLAR?

Prof. Dr. Mesut GÜLMEZ

 

 
 

Yanıtını bir türlü veremediğim bir soruyu, Onbeş yıldır, Avrupa Sosyal Şartının ülkemizce onaylandığı 1989 yılından beri kendi kendime sorar dururum: Sendikalar neden Sosyal Şarta konulan çekincelerin kaldırılmasını istemiyorlar?

“Hangi çekinceler” mi? En başta, kuşkusuz sendikaları ilgilendiren, sendikal hak ve özgürlükleri tanıyıp güvenceye alan, ama aynı zamanda öteki sosyal hakları korumak ve geliştirmek için de gerekli olan 5. ve 6. maddelere konulan çekinceler. Bu iki madde, Avrupa Sosyal Şartının, birbirinin “onsuz olmaz” koşulu niteliğindeki üç sendikal hakkı tanıyan maddelerdir. Bu haklar arasında, üyesi olduğumuz Avrupa Konseyince, bölgesel ölçekte ilk kez kabul edilmiş bir uluslararası insan hakları sözleşmesine “açıkça” adı yazılan “grev hakkı” da vardır. Sosyal Şart, yalnızca grev hakkını değil, daha geniş bir çerçevede, grev hakkının yanı sıra, çalışanların ve örgütlerinin çıkarlarını korumak ve geliştirmek için başvurabilecekleri başka eylem araçları olduğunu kabul eden bir yaklaşımla, “toplu eylem hakkı”nı güvenceye almıştır.

Cahit Talas hocamızın 1961’de 16 devletten biri olarak ülkemiz adına Torino’da imzaladığı Avrupa Sosyal Şartını, 1989’da yine 16. devlet olarak onayladık. Gerekçelerden biri, Uluslararası Çalışma Örgütünün denetim süreçleri çerçevesinde “kara liste”ye alınma olasılığının bulunmasıydı…

Sosyal Şarta, kurallarının %63,9’unu onaylayarak taraf olduk. Onayda, asgari tabanın ancak %1,4 üstüne çıktık! Çekince koyduğumuz maddeler arasında, belirttiğim gibi, 5. ve 6. maddelerde tanınan sendika (örgütlenme) hakkı ile toplu iş sözleşmesi hakkı ve çıkar uyuşmazlıklarında “grev hakkı”nı da içerdiği açıkça belirtilen “toplu eylem hakkı” vardır. Ne yazık ki bu sonuncu hak için, resmi çeviride “ortak hareket hakkı” sözcükleri kullanılarak, bu eylem aracı özünden koparılmak, içeriğinden uzaklaştırılmak, niteliği değiştirilmek, kısacası tanınmayacak ve anlaşılmayacak bir hale sokulmak istenmiştir.

Bu iki maddenin yanı sıra, ülkemiz için gerçekten “utanç” konusu olan iki maddeye daha çekince konulmuştur. Bunlar; madde 8’deki “çalışan kadınların korunma hakkı” ile madde 15’deki “bedensel yada zihinsel özürlülerin mesleksel eğitim ve yeniden mesleğe ve topluma uyum hakkı”dır.

Eğitim-İş’in, kurulmasından sonra sık sık gündeme getirerek kaldırılmasını istediği 5. ve 6. maddelerdeki (ve öteki tüm maddelerdeki) çekinceler, konulduğu tarihten beri aynen sürdürülmektedir. Ne işçi sendikaları ve üst örgütleri, ne de kamu görevlileri sendikaları ve üst örgütleri, sendikal haklara yönelik yasak ve kısıtlamalardan yakınsalar da, sendika ve toplu pazarlık ve toplu sözleşme hakları ile grev hakkını da içeren toplu eylem hakkını tanıyıp güvenceye alan 5. ve 6. maddelerdeki çekincelerin kaldırılması gerektiğini belirtmişlerdir. Bu iki madde, Sosyal Şartın “zorunlu çekirdek” sayılan maddelerindendir.

Sosyal haklar demeti içinde “ayrık” bir önemi bulunan, Sosyal Şartın “onsuz olmaz” nitelikteki maddeleri arasında yer alan, öteki tüm sosyal hakları koruma ve geliştirmenin de araçları olan sendikal haklara 15 yıl önce konulan çekinceler aynen sürmektedir ve sendikalarımız da buna ses çıkarmamaktadır. Ne Anayasada ve yasalarda değişiklikler yapılması gündeme geldiğinde, ne ekonomik ve sosyal politikalara tepki olarak gerçekleştirilen eylemlerde, ne uluslararası sendikal örgütlerle düzenlenen ortak toplantılarda, ne de Avrupa Birliğine uyum sağlamak amacıyla yapılan değişikliklerde Sosyal Şarta konulan çekinceler gündeme getirilmektedir. Başbakan, bakan yada siyasal parti başkanları ziyaretlerinde ve çeşitli ikili görüşmelerde de, -yanlarında olmamakla birlikte- 5.ve 6. madde çekincelerinden söz edildiğini sanmıyorum.

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin ülkemizce onaylanmasının 50. yılı dolayısıyla, Türkiye Barolar Birliği ve başka kuruluşlarca düzenlenen ve 16-19 Mayıs 2004 tarihlerinde İstanbul’da yapılan “İnsan Hakları Kurultayı”nda yaptığım konuşmada; Sosyal Şartın, sanki elbirliği etmişçesine, Avrupa Konseyince, Avrupa Konseyine üye devletlerce, akademisyenlerce ve sendikalarca “üvey evlat” olarak görüldüğünü nedenleriyle anlattım. Avrupa Konseyinin, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin eksik bıraktığı “sosyal haklar” alanındaki boşluğunu dolduran bir “insan hakları sözleşmesi” olan bu önemli belgesinin, Konseyin kuruluşundan beri “üvey evlat” sayılageldiğinin altını çizdim. Berlin Duvarının çökmesinin ardından 1990’lı yılların ilk yarısında, Sosyal Şartın bu “makus talihi”ni değiştirmek için kimi olumlu adımlar atılmışsa da, bu yazgının çok değişmediğini belirttim. Avrupa Konseyinin 45 üyesinden yalnızca 17’sinin 19 sosyal hak içeren 1961 Avrupa Sosyal Şartını, 17’sinin de 31 sosyal hak içeren 1996 Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartını onayladığına, 11 üyesinin ise bu eski ve yeni Sosyal Şarttan hiçbirini henüz / hala onaylamadığına dikkat çektim. Avrupa Konseyinin, Sosyal Şarta yönelik “ayrım gözetici” tutumuyla, aslında insan haklarının yerleşik evrensel ilkelerinden olan “bölünmezlik ve karşılıklı bağımlılık” ilkesini ihlal ettiğini ve ihlal etmeyi sürdürdüğünü ileri sürdüm. Kısacası, Avrupa Sosyal Şartının, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile birlikte, Avrupa Konseyinin birinci ve ikinci kuşak insan haklarını güvenceye alan “ikiz sözleşmeleri” olduğunun, ancak buna karşın Sosyal Şartın “üvey evlat” konumunun sürdüğünün altını çizdim.

Ve konuşmamı, aynı tutumu benimseyen sendikaların da Sosyal Şarta ilgisiz kaldığını, Sosyal Şartın sendikalarca da “üvey evlat” sayıldığını yineleyerek, şöyle bitirdim: Sendikalar ve sendikalarımız da bu tutum içinde olunca, Sosyal Şart “üvey evlat” olmasın da ne yapsın? Bu “makus talihi”ni nasıl değiştirsin?

Baştaki soruya dönecek olursam, işçi ve memur sendikalarımız, onayladığımız öteki sözleşmelerin sağladığı güvencelerin yanı sıra, neden Sosyal Şartın önce kendileri sonra da öteki sosyal haklar için güvence sağlayan 5. ve 6. maddelerine konulan çekincelerin kaldırılması gerektiğini her fırsatta dile getirmezler? Onbeş yıl önce, özellikle 87 sayılı sözleşmenin henüz onaylanmadığı dönemde, başta güvenlik görevlileri olmak üzere kimi kamu görevlilerine sendika hakkı tanımamak, kamu görevlileri için öngörülen kesin grev yasağını kaldırmamak ve işçilerin grev hakkına getirilen yasak ve kısıtlamalara da son vermemek için konulan çekincelerin bir anlamı olabilirdi. Ama, 1993’te 87 sayılı sözleşmenin onaylanmasından beri, bu çekinceler anlamını yitirmiş, işlevsiz kalmıştır. Çünkü 87 sayılı sözleşme, UÇÖ denetim organlarının yerleşik kararlarına göre, grev ve başka toplu eylem haklarını da güvenceye alan bir sözleşmedir. Bunlar anlatılarak, 5. ve 6. maddelere konulan çekincelerin kaldırılması istenemez mi? Avrupa Sosyal Şartının, Avrupa Birliği Antlaşmasında yer aldığı anımsatılamaz mı?

Sendikalar, aslında büsbütün haksız değildir. Çünkü Sosyal Şart, sendikaları dışlamıştır. Uluslararası Çalışma Örgütünde olduğu gibi, Avrupa Konseyinde “üçlü yapı” yoktur; ne Konseyin organlarında, ne de özellikle Sosyal Şartın uygulanmasını sağlamak, taraf devletlerin onayla üstlendikleri yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini denetlemekle görevli organlarda sendikalara ve temsilcilerine yer verilmiştir. Denetim sürecinde yer alan organlardan yalnızca birinde, Şartı onaylamış devletlerin birer bürokratının yer aldığı Hükümet Komitesinde, “danışsal” nitelikte olmak üzere uluslararası işçi (çalışan) ve işveren sendikalarından 2’şer “gözlemci” bulunmaktadır. Kısacası Sosyal Şart, sendikalara, UÇÖ gibi her yıl Haziran ayında Cenevre’de toplanan Genel Konferansa katılma gibi bir olanak sunmuyor. Üstelik, 1995’te, “toplu yakınmalara” dayalı yeni bir denetim yolu açılmış ve ulusal ve uluslararası sendikal örgütler ile hükümetdışı kuruluşlara “bireysel” değil “toplu” yakınmalarda bulunma olanağı tanınmış olmasına karşın, sosyal ve sendikal ortakları dışlayan bu “tekli” yapı değiştirilmemiştir. Üstüne üstlük, bu denetim yolunun işletilmesi de Sosyal Şartın onaylanması koşuluna bağlı tutulmuştur. Türkiye’nin yaptığı gibi, devlet bunu düzenleyen Protokolü onaylamadıkça sendikaların bu denetim yolunu işletmesi olanaklı değildir. Uzun sözün kısası, sendikalar, kendilerini dışlayan Sosyal Şartı dışlamakta, onu görmezlikten gelmekte büsbütün haksız değildir.

Ancak bu gerekçeler, eski ve yeni Sosyal Şartları unutmak, tüm çalışanların ve sendikaların doğal hedef kitlesini aşacak biçimde, toplumun çeşitli nedenlerle ekonomik, sosyal vb. yönlerden güçsüz olan kesimlerinin sosyal haklarını güvenceye alan bir insan hakları belgesini unutmak, hatta dışlamak için yeterli midir? Böylesi bir düşünce yada yaklaşım, biraz “bencillik” değil midir? Daha önemlisi, ülkenin taraf olduğu bir sözleşmenin eksiksiz uygulanmasında, devletin yanı sıra sendikaların da sorumluluğu yok mudur?

Acaba bir gün, Sosyal Şartın çekincelerinin kaldırıldığını, Toplu Yakınmalar Protokolünün onaylandığını, hatta, düş bu ya, bunları onaylamak yerine bir çırpıda Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının onaylandığını görür müyüm?

 
 

Ana Sayfa  | İçindekiler | Bir sonraki yazı

 
 

web:www.sendikalbirlik.net, e-posta: sendikalbirlik@sendikalbirlik.net

 
 

Sendikal Birlik, Üç Aylık Sendikal Kültür Dergisi, Haziran 2004, Yıl 1, Sayı 2