NASIL YAPMALI
Kemal BAL
|
||
|
1990, Kamu emekçilerinin yaşamında yeni bir dönüm noktası. 1908’den itibaren kesintilere uğratılarak süren örgütlü yaşama farklı bir başlangıç yılı. 1980 yılında ülkemizde yaşanan bir askeri darbe daha. Siyasal partileri kapatan “cunta” tüm demokratik örgütlerle birlikte kamu emekçilerinin örgütlerini de kapatmış, mal varlıklarına el koymuş, yüz binlerce insanımızla birlikte örgütlerimizin yöneticilerini de tutuklamış, ülke dışına çıkabilenleri yurttaşlıktan çıkarmıştı. 1990’a geldiğimizde “ABECE” dergisi ile başlatılan, EĞİT-DER ile süren örgütlenme çabaları meyvesini veriyordu. Bir kere daha, kamu emekçileri örgütlenme hakkını kullanmaya karar vermişti. İç tartışmalar-ayrışmalar bir tarafa “izin almaksızın”, bir yasal düzenleme beklenmeksizin ilk sendikal tüzel kişilik oluşturularak kamu oyuna açıklandı. 28 Mayıs 1990 günü “memur” anlayışının yerini onurlu yaşam mücadelesinin örgütü, sendika kuruldu. İşçi sınıfının 1989 bahar eylemlerinin yarattığı olumlu hava, bilim insanlarımızın EĞİT-DER aracılığı ile sendika kurmamızın önünde yasal engel bulunmadığı mesajları doğru algılanmış, örgütlenme alanında büyük eylem gerçekleştirilmişti. 1990’da ve sonrasında kurulan yeni sendikalar, sendikaların toplantıları, afişleme, bildiri dağıtma, çıkarılan sürekli yayınlar, yapılan mitingler, yürüyüşler kamu emekçilerinin örgütlenmesini toplumun gündemine taşıyan haklı meşru eylemler oldu. Bir sağlık merkezinin bahçesinde çalınan davul, bir belediyenin önünde yapılan basın açıklaması DDY’de yapılan trenleri çalıştırmama, eğitimcilerin aldığı toplu sevkler, sendikal varlığımızın sesi oluyordu. Hükümet yetkilileriyle (iş veren temsilcisi) Başbakanlarla, Cumhurbaşkanlarıyla yapılan görüşmeler ülke genelinde sendikaların “meşruiyeti”ni yaygınlaştırıyordu. 1995’te örgütlenmemiz yeni bir evreye ulaştı. Eğitim İş kolunda kurulmuş iki sendika (EĞİTİM-İŞ ve EĞİT-SEN) ayrı örgütlenmelerinin bir anlamda özeleştirisini yaparak EĞİTİM-SEN adıyla tek sendikada birleşti. Aynı yıl konfederasyon (KESK) kuruldu. Konfederasyonumuzun ve sendikamızın yönetim kurulları genellikle farklı sendikal anlayışlar taşıyan kişilerce oluşturulmaktadır. Bu durum zenginliğe dönüştürülebildiğinde bir eksiklik değil bir avantaj olabilir. Ne var ki siyasal etkilenmeler, sendikal birikim eksikliği, enerjimizi biriktirip emekçilerin öfkesini doğru yönlendirmekte büyük zorluklar çıkarıyor. Sendikal eylemlerimiz çok genel amaçlara, yer yer de “eylemsiz kalmadık”, “eylem yaptık” temeline oturuyor. KESK Genel Yürütüm Kurulu tartışmalarını ve kararlarını sendikalarımızı oluşturan kitlenin beklentilerine oturtmakta zorlanıyor, yine de kimi çabalar ve alışageldiğimiz protesto eylemleriyle süreci ileriye taşımaya çalışıyordu. Sendikalarımızın bağımsız eylemleri sınırlı kalıyor, alanlarımıza ilişkin eylemlerin bu tarzı aşması benzer nedenlerle gerçekleştirilemiyordu. Örgütleme modelimizi sendikal ihtiyaçlar üzerinden yapamayınca işlevsel toplantılar, programlar geliştirmek, süreci değerlendirerek eylemlerimizin yerli yerine oturmasını sağlamakta oldukça güçlük çekiliyordu, çekiliyor. Yönetim kurullarında sunulan önerinin içeriği değil, öneriyi sunanın sendikal anlayışına göre değerlendirme yapılıyordu. Çok yalın bir konu olmasına rağmen KESK Genel Merkezi’nin Ankara’da olması yıllar süren tartışmaların sonucunda kararlaştırılabildi. Umarım İstanbul’da bulunan genel merkezi bir gün Ankara’da görürüz. Genel merkezin yeri konusunda yapılan tartışmalar biçimseldir, ama anlayışların kavranması açısından önemlidir. Konfederasyonun kurulduğu aşamada yapılması gereken çok açıktı. Biz, ekonomik koşulların iyileştirilmesini, enflasyonla kaybettiklerimizin karşılanmasını, iş yerlerimizde çalışma koşullarımızın demokratik bir zemine oturtulmasını, ürettiğimiz hizmetin kalitesinin yükseltilmesini, demokratik hak ve özgürlüklerimizin evrensel normlara kavuşturulmasını istiyorduk. Öyleyse bu güne kadar yaptığımız protesto nitelikli eylemlerimizin bize kattıklarını yadsımadan eylemlerimizi “hak alma” niteliğinde gerçekleştirmeliydik. Bunun için üyelerimizin katıldığı süreçlerde taleplerimizi saptamak, kamu oyunun desteğini alacağımız çalışmalara ağırlık vermek, emek örgütleriyle dayanışma içine girmek, sabırla ve inatla üye olan olmayan kamu emekçileriyle ortak hareket tarzımızı geliştirmeliydik. Kendi içinde evrilen eylemlerle, haklı zeminde kalarak hizmet üretmekten gelen gücümüzü kullanmak... Hizmet üretmemek... Bu aşamaya kadar gücümüzü bu anlamda kullanamadık. Sevk eylemleri, oturma eylemleri, iş bırakma eylemleri tabii ki yaptık, sınırlı zaman dilimlerinde, sınırlı katılımlarla. İç tartışmaları bir tarafa hepsi de saygın, alkışlanmaya değer eylemler. İz bıraktılar... Bu gün örmemiz gereken eylemler protesto eylemleri değil. Örgütlememiz gereken eylem bu değil. Peki ne? Peki nasıl? Kamu emekçilerinin sendikal örgütlenmesini sağlayan yasal düzenleme yapıldı. Başlangıçta yasal düzenleme beklemeden sendikalarımızı kurduk. Bu anlayışla yürüyüşümüze devam etmek yerine yasa beklentisinin kamu emekçilerini sarmasını, yasal düzenlemenin birkaç kez gündeme getirilerek yıllara yayılan emeğimizi ve enerjimizi “onurluca” ama gereksiz tüketmesini “teamüller” yaratarak önleyemedik. Bu yasanın çıkması için çaba harcayan, dışımızdaki farklı niteliklere sahip sendika ve konfederasyonların kulakları çınlasın. Onların iştahla destekledikleri bu yasayı, ne ilginçtir ki iktidar partisi de muhalefet partisi de beğenmiyor. Yönetenler beğenmiyor, çalışanları temsil ettiğini söyleyenler beğeniyor. CHP’nin bu yasayı benimsemediğini dün de biliyorduk bu gün de biliyoruz. AKP kadrolarının bu yasal düzenlemeye oy vermediğini, onay vermediğini, bu yasanın getirdiği yasaklar ve kapsam açısından bu gün çok fazlaca angaje oldukları AB normlarına da uygun olmadığını bizzat kendileri ifade ediyor. KESK bir yanıyla parlamentoda yapacağı girişimlerle yasakçı yasa yerine sendikal özgürlükleri düzenleyen, grev ve toplu sözleşme hakkını içeren bir yasal düzenleme çalışmasını sürdürmelidir. Bu çaba süreci belirleyen değil, yapılabilir bir çalışma olarak algılanmalıdır. Peki KESK esas olarak ne yapmalı? Sendikalarımız üyelerinin, katılımıyla talepler listesini “sözleşme metnini” oluşturacak çalışmayı bir gün bile savsaklamadan başlatmalıdır. Var olan çalışmalar geliştirilerek sürdürülmelidir. Yeniden “toplu görüşme” masasına Ağustos ayında oturulacağı bilindiğine göre hazırlıkların takviminin birinci kısmının zaman sınırı bellidir. Dün bu tür toplu görüşmeler yapmak için bir dizi bilinen eylemler yapardık. Bu alışkanlıkla yine görüşme öncesinde benzer eylemler yapmak yersizdir, gereksizdir, hatta zararlıdır. Sendikal aktivistlerimize gereksiz yüktür. Enerji boşaltmasıdır. Toplu görüşmeye götürdüğümüz istemlerin ne olduğu kamu oyumuzca çok iyi bilinmeli, üyelerimizin kulağı, gözü görüşmeye katılan temsilcilerimizde olmalıdır. Kabul görmeyen kısa vadeli, acil, anlaşılır taleplerimiz için adım adım geliştirilen eylemler bu sürecin ardına taşınmalıdır. Yola çıkışımız sendikal taleplerle olmalıdır. Taleplerimizin belirlenmesinde üyelerimizin slogan olarak değil yaşayarak “söz ve karar” sahibi olmalarını sağlayacak zemin açık tutulmalıdır. Üye,temsilcisinin sözünün dikkate alınmadığı yerde kendi sözünün dikkate alınmadığını hissedecektir. Yöneticilerimiz, dün yaptığımız eylemlerin bildiri yazmaktan afiş asmaya, dergi çıkarmaktan pankart tutmaya, mitinglerden yürüyüşlere, sevklerden iş bırakmalara Kızılay’da gerçekleştirilen tarihimiz olmuş eylemlerden uzak durun demiyorum. “Benzer deneyler yaparak farklı sonuç beklemek anlamsızdır.” Önce kendi kamu oyumuzla yola çıkacağımız, tüm süreçlerde olduğu gibi toplu görüşme masasını emekçilerin onuruyla sonuna kadar zorlamamız gerektiği açıktır. Masayı terk ediyorum dediniz mi... Zonguldak’tan Mengen’e yürümeyi göze almış olmayı unutmamak gerekiyor. Dilerim ki toplu görüşmeyi yokuşa sürmeyen işveren temsilcileriyle karşılaşma şansınız olsun. Unutmayalım ki olsa olsa bu hayali bir şans dileğidir. Örgütsel dayanışma içerisinde ulusal ve uluslararası destekler göz ardı edilmemelidir. Evet, ulusal ve uluslararası dayanışmayı göz ardı etmeden biz gücümüze güvenelim. Sendikal zeminde haklı istemlerimizle Trenler-Uçaklar da durur, Eğitim-Sağlık-Belediye hizmetleri de. Telgrafın tellerine kuşlar konmasa da GSM hatları eylem mesajlarının müziğini de ulaştırabilir. İşte TÖS örneği, İşte TÜM BEL-SEN örneği. Yeter ki kazanılmış hakları sonuna kadar kullanalım. Yeter ki yeni adımlar atabilecek kadar üyelerimizle bağımız olsun. Başarabiliriz.
|
||
|
web:www.sendikalbirlik.net, e-posta: sendikalbirlik@sendikalbirlik.net |
||
|
Sendikal Birlik, Üç Aylık Sendikal Kültür Dergisi, Haziran 2004, Yıl 1, Sayı 1 |