EĞİTİM SEN
SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ
Eylül 2001, Sayı: 8
 

EĞİTİM SEN 12.07.2001 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4688 No'lu Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu gereği Olağanüstü Genel Kurulunu (Tüzük Kongresini) yaptı.

Elbette bu Genel Kurulun da salona gelmeden yaşanmış bir öncesi vardı. Bu süreçte herkes, yine o birlik beraberliğin dayanılmaz çekiciliğinden, yine örgütsel ihtiyaçlardan söz ediyordu. Bu sürecin Sendikal Birlik (SB)'siz yaşanamayacağından, zaten geçmişte de (2000 EĞİTİM SEN ve KESK Kongreleri kastediliyor) yanlış yapıldığını, bunu istemediklerini, istemedikleri halde böyle olduğunu vurguluyorlardı.

Sonuç olarak sürecin birlik, bütünlük içinde, kol kola yürünerek aşılabileceğini, ayrıca SB'siz de olamayacağının atını çiziyorlardı.

Evet biz de sürecin önemine inanıyorduk. Bu örgüt geçmişine dair doğru dürüst bir değerlendirme yapmamışta olsa, arkadaşlarımız bu güne dek sendikamızı siyasi tercihleri doğrultusunda çok zorlamışta olsalar, bu gün her zamankinden daha çok birlikte davranmaya ihtiyaç vardı. Ancak, SB olarak birlikte davranmaktan sadece Merkez Yönetim Kurulu (MYK)'nun paylaşılmasını anlamadığımızı da ortaya koyduk.

Şayet bir birlikte davranış örülecekse, bu, tüzükle başlamalıydı. Yasa nedeniyle geri dönmeyecek, gayet sade, aynı zamanda da sendikamızdaki örgütlenme, yapılanma vb. sorunları çözen bir tüzük ortaya koymalı. Ortaya çıkan tüzük, genel kurulda bu örgütün hasret bırakıldığı bir biçimde salona katılan delegelerin büyük çoğunluğunun onayı ve ayakta alkışı ile geçmeli, birlik-bütünlük ruhunun teneffüs edildiği bir hava yaratmalıyız, dedik.

Bu tutumumuz sözde kabul edildi. Bütün formaliteler aşılarak hemen MYK kararı ile bir tüzük komisyonu oluşturuldu. Biz de bu komisyona katıldık. O zamana dek ortada dolaşan birkaç tüzük taslağı vardı, ancak MYK son şekli diye önümüze koyduğu taslağı esas alıyordu.

Pek çok ayrıntılı tartışma yaşandı. Her siyasi grup tüzükte sözde kendilerini ifade edeceğine inandıkları kavramların, cümlelerin ki, bize göre bunların büyük çoğunluğu sendikal özellik taşımıyordu, tüzükte yer almasına uğraşmaktan başka bir şey yapmıyordu. Bunların tüzüğümüzün geri dönmesine neden olabileceğini söylediğimizde, bize on bir yıllık değerlerimiz, bunlardan vazgeçilemeyeceği anımsatılarak gerekirse bu sendikanın bir kez daha genel kurul yapabileceği söyleniyordu.

Bu koşullarda örgütlenmemizdeki yapılanma sorunlarına (şube, temsilcilik vb.) gelindi. Biz baştan beri savunduğumuz işverene paralel örgütlenme ile yapılanma sorunlarımızın önemli ölçüde çözüleceğini, konuyu bu süreçte çözerek, yasanın olumsuzluklarını avantaja çevirebileceğimizi, sonuç olarakta, EĞİTİM SEN'İN süreçten kârlı çıkacağını düşündüğümüzü belirttik.

Genel olarak, herkes, mevcut No'lu şube biçimindeki örgütlenme durumdan acınıyordu. Ancak bir çözüm de önermiyordu.

İlginçtir, bizim önermemize ise ilk tepkiler, "önermeniz yasaya uygun değil" biçiminde
oluyordu. Uzun tartışmalar sonucu yasaya uygunluk sorunları aşıldı. Sendikamızın bir örgütlenme modeline

ihtiyacı olduğu, önerdiğimiz modelin de konuya ilişkin sorunları çözeceği kabul ediliyordu. Ancak bir sorun vardı. Bize, "aman örgütü tartıştırmayalım, bu modeli sürecin soruna bırakalım" diyorlardı. Gruplarını ikna edemeyeceklerini söylüyorlardı.

Özetlemek gerekirse:

  1. Sendikamızın örgütlenmesinde sorun olduğunu,

  2. Önerdiğimiz modelin bu sorunları çözeceği kabul ediliyor, ancak bu modelin daha sonraki bir zamanda uygulanması isteniyordu.

  3. Biz bu tutumun, sorunu ve çözümünü bilmek, ama siyasi kaygılarla çözüme yanaşmamak anlamına geldiğini belirterek toplantıyı bitirdik. Bu çalışma da bizim çekilmemizle birlikte sendikal mücadelemizde daha önce de tanık olduğumuz gibi "kutsal siyasal ittifak"(ÖDP, HADEP ve EMEP'in sendikamızdaki temsilcileri)'ın ortaya çıkması ile sonlanıyordu. HAYIRLI OLSUN.

İşte 15.9.2001 Cumartesi günü Genel Kurul salonuna bu koşullarda gelindi.

Uzunca süren usül tartışmalarından sonra, çalışmaların var olan tüzüğümüz üzerinden değil, taslak üzerinden yürütülmesi kararlaştırıldı. Bu yöntem çalışmaları öylesine karıştırdı ki, bizce ilk oturumda hangi önergenin kabul edilip, hangi önergenin reddedildiği (bir tanesi hariç) konusunda bırakın delegeleri, divan başkanının bile bilgisi olmadığına tanık olduk. Zaten verilen aradan sonra görüşmelere mevcut tüzük üzerinden devam edilmesine karar verilmesi bu kargaşanın sonucu değil miydi?

Peki reddedildiği herkesçe çok iyi bilinen o bir önerge neydi?

SB olarak, Tüzüğün birinci maddesiyle ilgili bir dil bilgisi yanlışının düzeltilmesi konusundaki önergemiz; "Sendikanın Genel Merkezi Ankara'dır." ifadesinin "Sendikanın Genel Merkezi Ankara'dadır." olarak düzeltilmesini istedik. Bu ilk önergeyi veriş nedenimiz, öncelikle bir öğretmen örgütün tüzüğündeki bir yazım yanlışını düzeltmekti. En az bunun kadar önemli bir başka nedeni ise, yaşanan bütün olumsuzluklara karşın nasıl olsa herkesin bu yanlışın düzeltilmesini isteyeceğini düşünerek, hiç olmazsa oybirliği sağlayacak bir önergeyle Genel Kurulu başlatmaktı.

Ama Nafile... Olmadı.

Elbette, bu yazının amacı Genel Kurul'da geçen ya da geçmeyen önergeler değil. Ancak öyle örnekler yaşanıyordu ki, durumun vahametini göstermesi açısından bu ibret belgesini sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Sıkışılan her durumda karşımıza çıkan bu "kutsal siyasal ittifak"ın gözü öylesine dönmüştü ki, kendileri dışında verilen her önergeyi reddediyorlardı. Verilen önergenin içeriği hiç önemli değildi, önemli olan kim tarafından verildiğiydi. Nihayet, "kutsal siyasal ittifak" dışında verilen, "EĞİTİM SEN, okul bina ve bahçelerinin engelli öğrencilerin de yararlanabileceği biçimde düzenlenmesi için çalışır." biçimindeki önerge bile "gözünün yaşına bakılmadan" reddediliyordu. "Kutsal siyasal ittifak" böyle bir düzenleme istemiyordu. Verdiği red oylarıyla konuyu Genel Kurul kararı haline getirmişti.

Değerli eğitim emekçileri, bu bir "dalâlet"tir. Bunun daha uzun bir tartışması yapılamaz.

BU KARA LEKEYİ SİLECEĞİZ

Biz, SB olarak, demokratik öğretmen hareketinin mirasçısı olması gerektiğine inandığımız sendikamız üzerine düşürülen BU KARA LEKEYİ ilk genel kurulda sileceğimize tüm kamuoyu önünde söz veriyoruz.

Bu gidişat üzerine "kutsal siyasal ittifak"ın dışındakiler bu koşullarda daha fazla uğraş vermenin anlamı kalmadığını düşünerek salonu terk ediyorlar ve içeride sadece "kutsal siyasal ittifak"ı oluşturanlar kalıyordu. Biz de, bu ittifakı rahatlatmak için salondan çıktık. Ama kulağımıza gelen şeyler, salondaki 210 kişi ile görüşmeye devam ettikleri, tüzüğün her maddesi için 280-290 oy çıkarıp, istedikleri biçimde Tüzüğü değiştirmiş olmalarına karşın, rahatlayamamışlar ki, kısmen birbirlerine düşmüşlerdir.

KESK'TE YAŞANANLARA GELİNCE

Peki EĞİTİM SEN Kongresinde bunlar yaşanırken hemen ertesi günü (16.9.2001 Pazar) yapılan KESK Kongresinde neler yaşanmış ayrıntısına girmeden bakalım. Divan oluşuyor, arkasında üç MYK üyesinden oluşan tüzük komisyonu.

Yine uzun uzun usül tartışmaları. Ancak önergenin biri ilginç ve tanıdık bir ifade. Önergedeki ifade şöyle; "bir kereye mahsus tüzük değişikliği için 251 çoğunluk aranmasın". Hani o tanıdık ifade "Anayasa'yı bir kere delmekle bir şey olmaz"(!)

Verilen bir önerge üzerine söz isteyen delegeye divan başkanı aleyhinde mi, lehinde mi söz istediğini sorar. Delegenin yanıtı "fark etmez sayın başkan". Sonuçta, Yasanın zorunlu saydığı maddeleri değiştirmek üzere anlaşmaya varılıyor. Bir kaçı değiştiriliyor, bir kısmı unutuluyor, çıkan delege tekrar çağrılıyor, tekrar devam ediliyor. "Kutsal siyasal ittifak"ın bileşenlerinden DSD "amaçlar bölümünün de zorunlu maddeler arasında olduğunu" söylerken, bir başkası "hayır zorunlu değil" diyor.

Bu anlaşmazlık sonucu kürsüye çıkan DSD sözcüsü, herkesi imzasına sahip çıkmaya çağırıyor. Şayet bu sağlanamazsa, kendilerinin de imzalarını gözden geçireceklerini söyleyerek salonu terk ediyorlar.

"Kutsal siyasal ittifak"ın içeride kalan bölümüne KESK genel başkanının birlik-bütünlük üzerine yaptığı konuşmayla Genel kurul bitiyor.

Değerli eğitim emekçileri,

Sendikamız EĞİTİM SEN ve KESK'in başlangıcından beri siyasi parti merkezli grupların, örgütlerimiz üzerinden siyasi rant elde etme çabalarının Sendikamızı ve KESK'i ne hale getirdiği ortadadır.

Bugün, Eğitim Sen, hedef kitlesinden kopmuştur. Sendikamız artık emekliye ayrılan üyelerinin sayısı kadar bile yeni üye kazanamıyor. Çeşitli siyasi partilerin komutasındaki grupların yıllardır Sendikamızın önüne, üyelerin sorunları yerine, kendi politik "proje"lerini koyarak, kendi partilerinin bile dillendiremediği sorunların çözümünü sendikamıza yüklemeleri elbette başka bir sonuç vermeyecekti.

Siyasi gruplar, "EĞİTİM SEN ve KESK'in ihtiyaçları" sözünü hiç dillerinden düşürmemelerine karşın, bu sendikanın geleceğini, çıkarlarını kendi grup çıkarlarına feda etmediler mi?

EĞİTİM SEN ve KESK'in son olağan genel kurullarında sendikamız dışındaki güçler tarafından gerçekleştirilen ittifakları DAYATARAK, sendikamızı ÇATLAMA noktasına getirmediler mi?

Öğretmen odalarında ağızlarına bile alamayacakları konuları, sendikamızın genel kurullarının, başkanlar kurulunun, temel tartışma konusu haline getirerek, bırakın yeni üye kazanmayı, üye olmuş arkadaşlarımızın bile bu sendikadan uzaklaşmasına neden olmadılar mı?

Bu örgütte en küçük bir tartışmada, konuşmada, görüşmede, paylaşım çabasında, şeffaflık adına sürdürdükleri en hilekar tarzla bugün yaşanan güven bunalımını yaratmadılar mı?

EĞİTİM SEN ve KESK "KUTSAL SİYASAL İTTİFAK" ANLAYIŞINA MAHKUM DEĞİLDİR

EĞİTİM SEN'e ve KESK'e tüm bu olumsuzlukları reva gören yönetimdeki anlayış, yaşadığımız sürecin sorunlarını çözüp, yetki alabilir mi? Biz güvenmiyoruz. Çünkü;

Bu yönetim sorun çözemiyor: Sorun olduğunu kabul ediyor, çözüm önerimizi doğru buluyor, ancak, çözüm için irade koyamıyor. Sorunları erteleyerek yönetimde olma durumunu korumaya çalışıyor.

Yönetimdeki anlayış, toplu görüşme yetkisi almak istemiyor: Yetki almak için öncelikle doğru bir sendikal çizgide yürüyor olmanız gerekir ki, üyeniz ve hedef kitleniz size güvensin. 700 bin çalışanı olan eğitim işkolunda siyaseten söylediğiniz bir şarkıya tempo tutacak birkaç yüz kişiyi her zaman bulabilirsiniz, ama, bu sizin yetki almanızı sağlamaz.

Ayrıca yetki almak aynı zamanda sorumluluk ister. İşverenin karşısına oturacaksın. 700 bin çalışanın sesi, temsilcisi olacaksın, hak koparacaksın. Gücünü, enerjini iyi değerlendireceksin, bir dirhemini dahi heder etmeyeceksin, bilimsel yöntemler kullanacaksın, yani sendikacılık yapacaksın.

Oysa yönetimdeki anlayış bu konuda kendisine güvenmiyor. Bu yetki ve sorumluluğu taşıma cesaretleri yok. Salonlarda 3-5 yüz kişinin tempo tutacağı hamasi nutuklarla kendilerini tatmin etmeye alışmışlar.

Bunun için işverenin karşısına oturmaya cesaretleri yoktur.

Değerli Eğitim emekçileri, işte Sendikal Birlik bunun için var.

Yetkiyi alarak toplu görüşmeyi, toplu sözleşmeye çevirmek için,

Masada başlayacak pazarlığı alanlara taşımak için,

Grev hakkı için,

EĞİTİM SEN'i ve KESK'i büyütüp, iki milyon kamu çalışanının sesi - soluğu yaparak, ülkemizin demokratikleşmesi mücadelesindeki sorumluluğumuzu eksiksiz yerine getirebilmek için varız.

Değerli Arkadaşlar,

Önümüzdeki sürecin önemini biliyor ve sorumluluğunu taşıyoruz. Bu nedenle bu süreçte SENDİKAMIZIN TÜM BİRİMLERİNDE İKTİDAR OLMAK İÇİN ADAYIZ.

Biraz önce saydığımız hedeflerin gerçekleşmesine hizmet edecek bir program ortaya koyarak, bu program üzerinden, sendikacılık yapmak isteyen herkesle birlikte yürümeye hazırız.

Ancak bunun dışında hiçbir grubun siyaseten ortaya koyacağı hiçbir dayatmaya pirim vermeyeceğiz.

Kimilerince, sendikal mücadele zemini bugüne dek hep zorlandı, yıpratıldı. Bir kez daha tekrar ediyoruz, bu süreçte, kimsenin, bu zemini daha fazla zorlamasına tahammül etmeyeceğimiz herkesçe bilinmelidir.

Bütün bunlara karşın bu zorlamalar, bu dayatmalar devam ederse, hepimiz iyi biliriz ki, sosyal yaşamın ürettiği her sorunun bir de çözümü vardır. Bu noktada Sendikal Birlik çözüm bulmak için zorlanmayacaktır.