EĞİTİM SEN
SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ
Eylül 2002, Sayı: 7
 

EĞİTİM SEN SENDİKAL BİRLİK (SB) 25-26 Ağustos 2001 tarihinde Türkiye toplantısını yaptı. Toplantının ilk günü Dr. Niyazi ALTUNYA "Eğitim İşkolu Sendikalarının Eğitime Bakışı Nasıl Olmalıdır?" ve Yıldırım KOÇ "4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun Yorumu" konulu eğitim çalışması yapılmıştır. Katılımcılar bu tür olumlu çalışmaların sürdürülmesini istemişlerdir.

Ülkemizde kamu çalışanları sendikal mücadelesi 1990 Mayıs'ında Eğitim-İş'in kuruluşuyla somut olarak yaşanmaya başlamıştı. Dernek kurması bile yasak olan öğretmenlerin kurdukları ilk sendikalar kendi zorluklarına karşın ilgili kamuoyunda oldukça ilgi topluyordu. Elbette, sendikalara ilgi çalışanlarla sınırlı kalmıyor, siyasi yapıların da bu gelişen örgütlülüğü kendi insiyatifi altına alma çabaları sonucu çok geçmeden ülkemizdeki siyasi yelpazenin izdüşümü sendikalarda da yaşanmaya başlıyordu.

Yine sendikal mücadelenin siyasi yelpazenin soldan sağa tüm motiflerinin izdüşümü biçiminde yaşanmasının yanında, sendikamız EĞİTİM SEN ve KESK'e bağlı diğer sendikalara sol siyasi yapıların 12 Eylül öncesi kültürü aynen taşımaları, başlangıçta sendikalarımıza güvenmek isteyen çalışanlar arasında ciddi bir güven erozyonuna neden oluyordu.

Öte yandan küreselleşmenin sendikal mücadele üzerindeki olumsuz etkileri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizi de etkiliyordu.

Belki de en az bu nedenler kadar önemli bir başka neden ise, ülkemizde genelde kamu çalışanları mücadelesi özelde EĞİTİM SEN'in genele ilişkin bir kısım kazanımlar elde etmiş olsa da bunca yılın sonunda üyeleri adına somut kazanımlar elde edememiş olmasıdır.

Bir de bu olumsuzlukların yanında bu 11 yıl, sözde "kendi hukukumuzla" yaşanıyordu. Ortada bir "hukuk" sözü dolaşıyordu ama bunun kimin hukuku olduğu, kimin ne anladığı pek belli değildi. Özellikle de siyasi parti merkezli gruplar, kendi işlerine gelen her türlü işleyişi bu hukuka sığdırıyorlar, hukuk diye diye ortada hukuktan başka her şeye rastlanan bir ortam oluşuyordu.

İşveren cephesi ise, yıllar önce Meclis'in imzalamış olduğu uluslar arası belgelerin gereğini yerine getirmede ya tümüyle vurdum duymaz davranıyor ya da demokratik mekanizmaları işletmekten ve kamu çalışanlarının taleplerinden uzak yasa düzenlemeleriyle Meclis'e geliyordu.

2001 yılının Mayıs'ına gelindiğinde işveren aynı mantıkla Meclis konjektürünün de işine gelir noktada olması ve diğer nedenlerle malum yasa tasarısını Meclise getiriyor ve hızla da geçirmeyi başarıyordu. (Burada baştan beri yasa düzenlemesi konusunda KESK'in yanlışlarına girmeyeceğiz. Konuyla ilgili eleştirilerimiz için EĞİTİM SEN Sendikal Birlik Bülteni Sayı 6'ya bakınız.) Artık herkes bilmeli ve kabul etmelidir ki, "4688 No'lu Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu" bir gerçekliktir. Evet ülkemizin imzalamış olduğu ILO sözleşmelerine aykırı maddeler içerse de bizim taleplerimize cevap vermese de 4688 artık bir gerçeklik ülkemizde kamu çalışanları sendikal mücadelesi artık bu yasayla birlikte, bu yasaya rağmen ve bu yasayla mücadele ederek yürütülecektir.

Bundan böyle, eğitim emekçilerinin sesi olmak için de, bu yasayla mücadele etmek için de, birinci görev yetki almaktır.

Temmuz 2002'de çalışanlarımızı temsil için yetki almak, aynı zamanda mevcut yasayla mücadele etmek içinde yetki almaktır.

Bu noktada temel sıkıntımız, yıllardır sendikal mücadelemize musallat olmuş siyasi grupların sendikalarımızı daraltan, küçülten, mücadelenin kitleselleşmesinin önünü tıkayarak, marjinalleştiren, sendikal mücadeleden siyasi rant uman tutumlar böylesi olumsuzluklara karşı, sendikal mücadelenin sorumluluğunu hissedenlerin görevi top yekün dimdik bir duruş sergilemektir.

Örgütün sorunlarını konuşmaktan korkan, sorunların çözümüne çıkaracakları delege sayısını nasıl etkileyeceğinin dışında bir bakış ortaya koyamayanlar sürecin kamu çalışanları lehine evrilmesini sağlayamazlar.

Oysa sendikal mücadelede samimi olanların, süreci doğru algılayabilenlerin akılcı yaklaşımları ile EĞİTİM SEN'in, diğer sendikalarımızın ve KESK'in yetki alması işten bile değildir.

Bunun için;

  1. Bu gün yaşanan süreç, en az, sendikalarımızın kurulduğu 1990 yılı kadar önemlidir. Sürecin önemi böyle kavranmalıdır.

  2. Bu alanda başarmak, sendikal çizgide yürütmekten geçecektir. Bu nedenle eğer gerçekten bir uzlaşma aranıyorsa bunun zemini sendikal mücadele platformu olmalı, bunun dışındaki her türlü siyasi kaygı taşıyan tutumlar vb. reddedilmelidir.

  3. Temel hareket noktamız sendikal ihtiyaçlar üzerinden yürütülmeli, grup ihtiyaçları terk edilmeli ve mutlak sendikal tarz yakalanmalı, bu tarz hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, göstermelik değil, samimiyetle sürdürülmelidir. Bundan böyle hiçbir nedenle de terk edilmemelidir.

  4. Yasanın getirdiği olumsuzlukları, avantaja çevirebilmek için sendikamızın ve KESK'in yapılanma vb. sorunlarını sendikal kaygıların dışında hiçbir kaygı taşımadan tartışıp çözmeliyiz. Bu şansımız vardır.

  5. 15 Eylül'de yapılacak tüzük kongresini, grupları ifade eden kimi kavramların yerli yersiz sıkıştırıldığı tüzük yerine, sendikamızın sıkıntılarını çözecek bir tüzük ortaya koymuş olarak, birlik-bütünlük ruhunun teneffüs edildiği bir Kongre olarak yaşamalıyız.

  6. Sonra ciddi bir program ortaya koyup bunun üzerinden hareket etmeli, arkasından tüm eğitim emekçilerinin kendisini bulabileceği, üzerinde çalışılmış, bilimsel araştırmalara dayanan toplu görüşme taslağı hazırlayıp, hedef kitlemizin önüne koyarak, top yekün bir hareketle en az yetki alacak sayıya ulaşmalıyız.

  7. SB bu süreçte de her zaman olduğu gibi üzerine düşeni yerine getirmekten kaçınmayacaktır. Yine yakın geçmişte olduğu gibi, sendikal tarzın dışındaki hiçbir tarza, hiçbir siyasi dayatmaya prim vermeyecektir.

Değerli eğitim emekçisi arkadaş

Sendikamız EĞİTİM SEN'i ve Konfederasyonumuz KESK'i birlikte yarattık. Esas olarak işverenden kaynaklı sıkıntılar yaşadık. Ancak yaşadığımız sıkıntıların çoğu da kendi içimizden kaynaklanıyordu.

Özellikle ülkemizdeki çeşitli siyasi partilerin uzantısı olarak partilerinin verdiği emirleri, sendika üyeliği sıfatıyla sendikalarımızda aynen yaşatmaya çalışan gruplar, örgütsel çıkarlarımızı kendi grup çıkarlarına feda ederek, sendikamızın tıkanmasına yol açmakla kalmamış adeta sendikamızı çatlama noktasına getirmişlerdir.

Eğer bugüne dek böylesi sorunlar yaşanmamış ise bu durum, Sendikal Birlik'in sabrı ve sorumlu tutumuyla başarılmıştır. Ancak, artık Sendikal Birlik'in de sabır sınırları zorlanmaktadır. Siyasi grupları bir kez daha sürecin önemi üzerinden sağduyulu olmaya çağırıyoruz. Bu gün, sendikamız, üyelerinin, siyasi bir birliktelik değil, sendikal zeminde oluşan bir birlikteliğinin olduğu herkesçe bilinmelidir. Bilmek yetmez, artık ortaklık noktamız olan sendikal zemin hiç kimse tarafından zorlanmamalıdır. Bu zeminin zorlanması sonucu doğacak sorunların sorumluluğu da onu zorlayanların olacaktır.

Buradan hareketle, önümüzdeki süreci önerdiğimiz gibi birlik ve bütünlük içinde yaşayıp, el birliğiyle tüm örgütü YETKİ ALMA hedefine kilitleyerek başarabileceğimize inanıyor, saygılar sunuyoruz.