| SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ | ||
| Temmuz 2001, Sayı: 6 | ||
KESK, 4 Mart 1998 tarihinde Meclise getirilen Kamu Çalışanları Sendikaları Yasa Tasarısına karşı kitlesel, onurlu bir direniş ortaya koymuştur. O günkü koşullarda, mücadelenin tüm ayaklarının birlikte yürütülmesi, Mecliste CHP'nin yasaya karşı muhalefeti, yine Mecliste CHP ile sınırlı kalmadan diğer parti ve milletvekilleriyle sürdürülen lobi faaliyetleri, basın-yayınla ilişkiler, Cumhurbaşkanı ile görüşmeler ve en önemlisi de kitleselliğin en üst düzeylere çıkarılabildiği, iyi motive olunmuş, direnme iradesinin ortaya koyulması vb. 4 Mart direnişinin başarılı olmasının nedenidir. "Sahte Sendika Yasası" böyle püskürtülmüştü. Elbette, her örgütün kendi mücadelesinde övündüğü gurur duyduğu, başarılar kazandığı dönemler, eylem ve etkinlikler vardır. Ancak toplumsal mücadele belli dönemlerdeki başarılarla sınırlı değildir. Sürekliliğe ihtiyaç vardır. Her dönemin kendine has koşullarını iyi değerlendirip, istikrarlı bir çizgide yürüyemezseniz o güzel günlerin birer nostalji olarak kalmasını engelleyemezsiniz. İşte istikrarın sağlanabilmesi için, 4 Mart 1998'den Mayıs 2001'e kadar bu yasayla ilgili yapılması gereken hiçbir şey yapılmamıştır. Bırakın 4 Mart'tan bu yana geçen süreyi, yasanın Meclis komisyonlarında görüşülmeye başlamasından bu yana da gerekenler yapılamamıştır. Bu konuda asgari olarak; 1. Yasa bütünlüklü değerlendirilememiştir. KESK yasayı önüne koyup, enine boyuna inceleyip, bütünlüklü bir değerlendirme yaparak konuyu üyelerine, kamuoyuna, basına, işverene sunmak yerine, sadece grev ve toplu sözleşme üzerinde durup, "bu haklar tanınmıyor, öyleyse istemeyiz"diyerek her zaman olduğu gibi red mantığı işletmiştir. En azından var olan hazırlıklar dahi kamuoyuna mal edilememiştir. 2. KESK Yasayla ilgili olarak, örgütün birikimlerini değerlendirmemiştir. Bırakın konuyla ilgili farklı kurumlardan hizmet satın alma vb. çabaları, halen örgütümüzün üyeleri olan bilim insanları, hukukçular ve konuyla ilgili üyelerimizin dahi bilgi ve birikimlerini değerlendirmemiştir. 3. KESK yalnızlaştırılmıştır. Konu Emek Platformu üyelerinin gündemine gerektiği gibi taşınıp destekleri alınamamıştır. "Emek Platformunda, platform üyesi herhangi bir konfederasyonun imzalamadığı bir şey Emek Platformu adına savunulamaz" denilerek buralara sığınılmış, ya da suç "devlet güdümlü" Kamu-Sen'in üzerine yıkılmıştır. Toplum sadece Kamu-Sen'le mi sınırlıdır? Ya diğer konfederasyonlar, Demokratik Kitle Örgütleri, partiler, bilim insanları ... ? 4. KESK yasaya karşı stratejik bir mücadele hattı ortaya koymamıştır. a) Parlamento ile ilişki yoktur. Lobicilik hafife alınmakta ve yapılmamaktadır. Olayı sadece lobicilik olarak bile düşünmemek gerekir. Ancak, KESK yöneticileri Meclise gidip her milletvekili ve partilerle konuyu tartışmak, taleplerimizi iletmekten daha doğrusu muhatap olmaktan adeta imtina etmektedirler. Mücadelenin bu ayağını ya yok saymakta ya da yasak savma biçiminde yapmaktadırlar. Bir de konuyla ilgili Meclis konjonktürü bahane edilmektedir. “Bu Mecliste kiminle görüşeceksin” vb. Oysa esas böylesi dönemlerde parlamentoya daha çok yüklenmek gerekmiyor mu? b) Mücadelenin parlamento, kamuoyu, basın-yayın vb. ayakları yok sayılarak sadece sokağa endeksli kalınmış olmasına karşın, maalesef o da doğru dürüst becerilememiştir. Zaten yıllardır "eylemi amaç, eylemin yerini fetiş" haline getirerek, gerekli gereksiz sıkça yapılan eylemlerle örgütün enerjisi tüketilmişti. Yasanın komisyona gelmesiyle birlikte geniş bir yaklaşımla, mücadelenin tüm ayaklarının hesabı yapılarak, stratejik bir hat çizmek yerine alelacele, kendini tekrar eden ve her gün peş peşe eylem kararları alındı. Yönetimde yer almayan kesimlerce, çeşitli zeminlerde ortaya konan önermeler hiç ciddiye alınmadı. Zaten enerjisi, ekonomisi, coşkusu önemli ölçüde tüketilmiş kitlemizden bu yöntemle de daha fazlası beklenemezdi. c) Yönetimde bulunan mevcut anlayış, sendikal mücadelenin başından beri yaptığını bu süreçte de tekrarlayarak, sırf “zevahiri kurtarmak" için, doğru ve yanlışın birbirine karıştığı çatışma ortamlarına umudunu bağlamış ve bunu teşvik etmiştir. Ankara'da, 7 Haziran günü, akşamüzeri, alanda kalan 250 kişiye durum açıkça anlatılmamış; bu güne dek örgütlerimizde oluşturdukları olumsuz kültürün de etkisiyle, dağılın arkadaşlar deme cesaretini gösteremeyerek, insanların dağılması polise ihale edilmiştir. Adeta kargaşadan medet umulmuştur. d) Eylem nasıl başlayıp, nasıl sürecek, hangi talep öne çıkarılacak, ne zaman bitecek vb. konularda doğru dürüst bir planlama yapılmamıştır. Öyle ki, son gün (25 Haziran) dahi Eğitim Sen Genel Merkezi önünde toplanarak Güven Parka yürüyüş sırasında "idamlar kaldırılsın" pankartı açılmış, alanda ise "Yaşasın Demokratik Cumhuriyet", "Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganları atılarak günün yakıcı sorunu yerine, çoğu eylemlerde tanık olduğumuz durumdan siyasi çıkar sağlama çabası görülmüştür. Peki, bakış açısı dar, grupçu yöneticilerin, "benim olsun, küçük olsun" mantığıyla bugünkü sonuçlara gelineceğinin belli olduğu yaşanan son sürece ilişkin Mayıs başlarında biz neler önermiştik; 1. 4 Mart 1998'den beri eksik kalmışta olsa hemen bilim insanları ile birlikte yasanın değerlendirilmesi yapılarak tüm kamu oyuna açıklanması sağlanmalı. 2. Bir yandan kitlemiz olaya motive edilerek öte yandan illerde oluşturulacak 5'er kişilik komiteler tüm Türkiye'de belirlenen üç günlük sürede illerindeki tüm parti, il örgütlerini ayrımsız ziyaret edip taleplerimizi iletmeli. 3. İllerdeki bu etkinliği izleyen 3 günde, illerdeki bu komiteler tüm Türkiye’den TBMM’ye gelip, ayrımsız tüm il milletvekilleri ile görüşmeli, öncelikle o seçim bölgesinde bir seçmen, sonra da örgütlü bir güç olduğunu belirterek her milletvekilinden yasayla ilgili talebimiz doğrultusunda davranılmasını istemeli. 4. Bu arada KESK merkezli oluşturulacak komite ya da komiteler Mecliste parti gruplarını, çalışma bakanı, başbakan ve Meclis başkanı ile görüşmeli. 5. Yine Cumhurbaşkanının bu güne dek önüne gelen yasalarla ilgili kamuoyuna verdiği mesaj dikkate alınıp, hukukçu kimliği öne çıkartılarak, Cumhurbaşkanı ziyaret edilmeli. 6. Kamu-Sen yöneticilerinin niyeti ne olursa olsun pek çok üyesinin bizim gibi grev ve toplu sözleşme hakkı istediği dikkate alınarak, kamuoyu önünde görüşmek üzere ciddi, ağırbaşlı tutumumuz korunarak yasanın olumsuzluklarına karşı birlikte mücadele etmek istediğimiz belirtilip görüşme istenmeli. 7. Önce Emek Platformunda yer alan sonra diğer DKÖ, partiler, bilim insanları vb. kurum ve kişilerden tek tek destek istenmeli, bizim hukukumuz içinde sokağa çıkılmalı. 8. Basına brifingler verilerek çok iyi bilgilendirilmeli, çeşitli programlarla bilim insanlarının hukukçuların görüşleriyle kamuoyu oluşturulmalı. 9. Elbette ülkemizin sorunlarını ülkemiz içinde çözmek temel yaklaşım olmakla birlikte, uluslar arası örgütlerle olan ilişkilerde duyarlılığımızı koruyarak bu ilişkiler yasa konusunda seferber edilmeli. 10. Şayet bunlara karşın hükümet yasayı Mecliste görüşmeyi göze alabilirse, bizde baştan beri sürekli olarak konuyu motive ettiğimiz kitlemizle bu mücadelede 11 yıldır yaptığımız şeylerden çok daha fazlasını göze alabilmeliyiz, demiştik. Bu önermelerin hiç biri ciddiye alınmadı. "biz bunları zaten yapıyoruz", "baksanıza Meclise faks çekiyoruz" denildi. Oysa mücadelemizde faks türü eylemler çoktan tüketilmişti. Bizim Cumhurbaşkanı ziyaret önerimiz ciddiye alınmazken, işe bakın 25 Haziran olaylarından sonra (Yasanın Meclisten geçtiği gün) KESK Genel Başkanı yaptığı açıklamada "Yasanın Cumhurbaşkanından döneceğini umduğunu" söylemektedir. Ummaktan başka çare kalmadığı ortada anlaşılan. Ülkemizde toplumsal muhalefetin ve Meclisin yapısı ortada. Ayrıca KESK olarak bizimde gücümüz ortada. Durumu ne yok sayalım, ne de olduğundan fazla büyütelim. Bu nedenle, bizim önermelerimiz aynen kabul edilip gerçekleştirilseydi bu yasa Meclisten geçmezdi gibi bir mutlaklığımız yok. Siz olanaklarınızın elverdiği ölçüde tüm çabanızı ortaya koyarsınız ama yasa yine geçebilirdi. Ancak, bizim başka bir iddiamız var. Yönetim bu süreçte bırakın olağanüstü çaba ortaya koymayı, örgütün mevcut olanaklarını kullanmamıştır. Ciddi bir irade ortaya koyamamış, birikimlerimizi, gücümüzü adeta heder etmiştir. Kim bilir, belki de kimi internet sayfalarında yazdığı gibi "bu yasa Meclisten önce KESK MYK'sından geçmiştir" de bütün bu telaş ayıp olmasın diyedir. Sonuç itibarıyla bu yasa Meclisten geçmiştir. Baştan beri yasasızlığı savunmayacağımızı söyledik. Elbette böyle bir yasanın kabul edilmesi de hiç mümkün değildi. Ancak, şu herkesçe bilinmelidir, biz sendikalarımızı yoktan var ettik. Ülkemizde kamu çalışanları sendikal mücadelesi eksiğiyle fazlasıyla 11 yıldır sürmektedir. Bu yasa çok daha kötü koşullar ortaya koysaydı da yine sürecekti. Şimdi de bu yasayla birlikte sürecek, daha da önemlisi bu yasaya rağmen sürecek. Şimdi ne yapılmalıdır? Artık herhangi bir siyasi merkezli yapıların kamu çalışanları mücadelesinin sorunlarını çözmesi, ileriye taşımasının olanaklı olmadığı herkesçe görülmüştür. Biliniyor ki, bu yasanın çıkışıyla birlikte 8 ay içinde bir olağanüstü, bir olağan olmak üzere, iki tane genel kurul yaşanacaktır. Bir yandan bu çalışmalar yapılırken öte yandan artık kör dövüşünden kurtulup, sendikal mücadele programları ve projeler üzerinden hareket etmeliyiz. Hangi grup ya da kişiden öte, hangi program ve hangi proje demeliyiz. Örgütün tüm birikimleri, tüm enerjisi yetki alma doğrultusunda seferber edilmelidir. Sürece hazırlıksız yakalananlar kaybedecektir. KESK ve bağlı sendikalar yaşanan yanlışlara karşın kaybeden olmamalıdır. Tüm sendikalarımız uzun siyasi yorumlarını bırakıp, bir yandan yasaya uyum çalışmalarını titizlikle yürütürken, diğer yandan işkolu çalışanlarının ayrıntılı taleplerini içeren bizce "toplu sözleşme taslağı", yasaya göre "toplu görüşme" taslağı ortaya koymalıdırlar. Üye kampanyası bu tür projeler üzerinden yürütülmelidir. Hedef yetki almak olmalıdır. Bu yasaya göre "toplu görüşme" yetkisi almak, aynı zamanda bu yasayla mücadele için de yetki almak demektir. Bu gün yönetimde bulunan yapıların izledikleri politik tarzla, sendikal mücadelenin yaşadığı sıcak sorunları göğüsleme, yetki almayı başarma şansları yoktur. Sendikal mücadele arzusu içinde olan herkes ayrıntılarda boğulup kalmadan sendikal tarzı yakalayıp, yetki için gerekli iradeyi ortaya koymak zorundadır. Bu hepimizin tarihi sorumluluğudur. Yoksa "Sahte Sendika Yasası" sahte sendikacılığın hortlamasına neden olabilir. |