EĞİTİM SEN
SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ
Nisan 2001, Sayı: 5

 

EĞİTİM SEN Sendikal Birlik, 7 Nisan 2001 günü Türkiye Toplantısını yaptı. Toplantıda yaşanan sürecin değerlendirilmesiyle ilgili olarak:

Ülkemizde yıllardır sürdürülen ekonomi politikalar, sömürü, hortumlama, çetecilik ilişkileri, rüşvet, yolsuzluk, milli gelirin paylaşımındaki uçurum vb. uygulamalarla, uluslar arası sermaye kuruluşlarının ekonomi politikalarının uygulanması sonucu olarak kriz sürecine girilmiştir.

Bu krizi büyük çoğunluğu yoksulluk sınırı altında yaşayan ortalama 200-350 Dolar alan çalışanlarca çıkarılmamıştır. Ancak, sonuçlarından en çok çalışanlar etkilenmektedir. 19 Şubat öncesi 300-350 dolar maaş alan öğretmenin ücreti bugün 200 Doların altına inmiştir. Ücretlerimiz ise %2,7 zam görmüştür. Aynı mantık işçilere ise % 0 zam önermektedir. Öte yandan istatistikler bir başka gerçeği ortaya koymaktadır. Batık kredilerle, hortumlamalarla, yolsuzluklarla heba edilen kaynakların tutarı (110 milyar dolar) Türkiye'nin dış borçlarına denktir.

Ülkemizi yönetenler ise yaklaşık 10 Milyar Dolarlık bir kaynakla krizin aşılabileceği tesbitiyle IMF ve benzeri kuruluşların kapısında ulusal onurumuzu ayaklar altına alarak adeta kredi dilenmektedirler.

Kriz sermayenin krizidir, ancak bedeli işçiye, işsize, kamu emekçisine, köylüye, esnafa tümüyle milli gelirden en az pay alan toplum kesimine ödetilmeye çalışılmaktadır.

Çalışanlara bu koşulların dayatıldığı günümüzde KESK ve EĞİTİM SEN neler yapmaktadır?

KESK'e ilişkin

  • Eğitim Sen kongre süreciyle şekillenen "kutsal, siyasal ittifak", grup içi "darbe oyunlarını" bile mübah sayarak KESK yönetimine de taşınmıştır.

  • Bu "kutsal ittifak"ın yaptığı yönetimde olabilmek adına kendi başlarına katılmadıkları bir çok konuda diğer ortağın isteğine taviz veren karşılıklı fitleşme ilişkisi üzerinden yürümektedir.

  • Biri diğerinin Brüksel'de büro açması talebine destek çıkmakta, diğeri de ÖDP mitinglerine "kitlesel katılım" konusunda MYK'da oybirliği ile karar çıkartarak Brüksel konusundaki tavizin karşılığını ödemektedir.

  • ÖDP mitinglerine "kitlesel katılım" sağlanması ile ilgili yazıya gelince; Bu "darbeci" zihniyet, KESK'in eski genel başkanı Siyami Erdem'i "örgütsel temsiliyette başarılı, siyasi temsiliyette başarısız" olarak değerlendirmişti. Anlaşılan o ki, yeni genel başkan ya "siyasi temsiliyette başarısız olmamak için sendika üyelerini MYK kararı ile ÖDP mitinglerine katılma konusunda baskılandırmaya çalışıyor ya da kendisini genel başkan yapan "şef"lerine diyet borcunu ödüyor.

  • Yine KESK ve Eğitim Sen genel başkanları elbette bir çok davet, panel vb. etkinliklerde örgütlerimizi temsil edeceklerdir, bunu doğal ve gerekli buluyoruz. Ancak bulunmaları gereken kimi yerlere hiç itibar etmezken, kimi partilerin düzenledikleri şenliklere katılmak üzere Almanya'lara kadar gitmeleri oldukça dikkat çekicidir. Kimbilir? Belki de kendilerince "siyasi temsiliyet"te başarılı olup yerlerini garantilemek, ileride kendilerine yapılabilecek bir başka darbenin önüne geçmek istiyorlardır.

Saydıklarımızla birlikte, daha pek çok uygulamalardan ötürü;

  1. KESK her geçen gün daha çok marjinalleşiyor.

  2. KESK, plansız, programsız bir mücadele yürütmeye çalışıyor.

  3. KESK, geniş bir perspektif ortaya koyamıyor, yapılmaya çalışılan işler lokal, günü kurtarma çabalarından ileri gidemiyor.

  4. KESK, kamuoyunda oluşmuş olumsuz imajından kurtulup, tüm kamu emekçileri için çekim merkezi olamıyor.

  5. Çalışanların yakıcı ortak sorunlarını temel alıp, ülkenin diğer sorunlarını, çalışanların sorunlarıyla ilişkilendirerek bir çözüm arama çabasına giremiyor.

Bir yandan kriz gerekçesiyle ekonomik ablukaya alınan kamu emekçileri, öte yandan bu abluka karşısında kendini tekrar etmekten öte bir çözüm üretemeyen KESK yöneticileri.

Yaşadığımız süreçte örgütlülüğünün doruk noktasında olması gereken örgütlerimiz, "kutsal siyasal ittifak"ın "şef"leri ve onların örgütlerimizdeki emir erlerinin siyasi dayatmaları sonucu kitlenin taleplerinden uzaklaşarak atıl duruma düşmüş, bu nedenle korkunç bir güven erozyonu yaşamaktadır.

EĞİTİM SEN'e ilişkin;

  • Eğitim Sen, öğretmenlik mesleğinin önemini öne çıkarıp bunun üzerinden mücadele yürütemiyor.

  • Eğitim çalışanlarının ve eğitimin sorunlarından hareket ederek çözüm üretme yerine, toptan "red"ci bir tutumla, karşı çıkma, protesto etme mantığını aşamıyor.

  • Eğitim Sen, kamuoyundaki ağırlığını kaybediyor.

  • Eğitim Sen genel başkanı kendisinden önceki dönemin her başkanlar kurulunda MYK'yı "medya özürlü" olmakla suçlardı. Kendisi genel başkan olduktan sonraki birkaç TV programına katılarak, buralarda da "köşe dönücü öğretmenler"den söz etmesi bir yana, o gün bu gündür TV'lerde görünmemektedir. Anlaşılan "medyatik başkan"da sonuçta "medya özürlü" olmuştur.

  • Toplantımızın tarihi itibarıyla 10 aya yakın görevde olan genel merkez, bu dönemde bir tek dergi dahi çıkaramamıştır.

  • Ancak, aynı MYK bol bol yurtdışına insan göndermektedir. Bunların hangi ölçütlerle seçildiğini de hiç kimse bilmemektedir.

  • Yine aynı MYK, KESK'ten kendilerine gelen ÖDP'nin mitinglerine "kitlesel katılım"ın sağlanmasıyla ilgili yazıyı tek imzayla üstelikte kimi şubeleri es geçerek, şube tercihiyle göndermektedir.

Sonuç itibarıyla KESK ve Eğitim Sen ile diğer konfederasyonlar ve Eğitim işkolunda örgütlü diğer sendikalar çalışanların henüz en kabadayı hesapla ancak % 20'sini örgütleyebilmişlerdir. Eğitim çalışanlarının % 80'i halen dışarıdadır.

Bir başka söyleyişle mevcut sendikaların hiçbiri çalışanların özlediği örgüt durumuna gelememiştir. Bu doğrultuda bir çaba da görünmemektedir.

Peki neler yapılmalıdır?

  • Sendikanın işlevi konusundaki temel uzlaşma noktası bir kez daha gözden geçirilmeli, üyelik için "işkolunda çalışıyor olmaktan başka bir koşul aranmaz" ilkesi tüzük maddesi olmaktan öte, davranış haline getirilmelidir.

  • Ülkemiz insanına, bu ülkenin değerlerine yabancılaşmadan, ülkenin bütünlüğüne, birliğine, dirliğine sahip çıkarak sendikacılık yapma kararlılığı ortaya konmalıdır.

  • Öğretmenlik mesleği ciddi olarak önemsenmeli, eğitimin ve mesleğin önemi öne çıkarılmalıdır.

Sendikal Birlik (SB)'e ilişkin,

  • SB, bir program çalışması içindedir. Tüm yürütmelerimiz gerekli katkıyı ortaya koymalıdır.

  • Sendikal mücadelemizin başarılı olabilmesi için birincil hedef işyerleridir. Okullar karargahımız olmalıdır.

  • Şube yürütmeleri grubun ya da şubenin etkinlikleri ile ilgili tüm ayrıntıları yazılı olarak merkez yürütmeyle paylaşmalı, böylesi bilgi aktarımları için Türkiye toplantısı beklenilmemelidir.

  • KESK'in resmi yazı çıkararak ÖDP mitinglerine "kitlesel katılım" istemesi, KESK yönetimine getirilenlerin, kendilerini grup içi operasyonla atayan "şef"lerine bir diyet borcu olduğu, örgütün tüm birimlerinde tartışılmalı, bu vb. yanlışlıklara muhalefet edilmelidir.

  • Eğitim Sen ve KESK bizim örgütümüzdür, örgütlerimizin sahibi bugün yönetimlerde yer almış "kutsal ittifak"ın muhalifiyiz. Yapılan yanlışlara karşı muhalefet etme ve üyelerimizi bilgilendirme tutumumuzu en etkin biçimde sürdürmeliyiz.

  • Emek eksenli bir muhalefet örgütü olma perspektifi içinde olduğumuz asla unutulmadan, biçimi, adı, şekli, masumiyeti ne olursa olsun, milliyetçiliğe, gericiliğe, marjinalliğe savrulmadan militanca bir mücadele yürütülmeliyiz.

  • Bu arada, Sendikal Birlik içinde farklı bir grup gibi duran arkadaşlarımız, SB'in sabır sınırlarını yeterince zorladıklarının farkında olmalıdırlar. SB'in bu konu ile ilgili hoşgörüsü tükenmiştir. "SB, sendikal yaklaşımları benzeşen özgür bireylerin gönüllü birlikteliğidir" Hedefi de 700 bin eğitim çalışanıdır. Bu özgün yapıyı zedelemeye kimsenin hakkı yoktur.

  • Emek Platformu'nun daha da güçlendirilmesi, geliştirilmesi, kurumsallaşması için SB yerellerde ve merkezi olarak üzerine düşeni yapmalıdır.

  • SB kendisine uzun ama doğru bir yol seçmiştir. Bu yolda sendika özlemi olan herkesle omuz omuza yürüme kararlılığındadır. Genelde kamu çalışanları, özelde eğitim çalışanları mücadelesinin sendikal birliğini örmek elimizdedir. Bu inançla bu yoldayız. Birlikte başaracağız. Çünkü inanıyoruz, kararlıyız.