| SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ | ||
| Nisan 2001, Sayı: 4 | ||
Toplantıya Dr. Niyazi Altunya, Ali Rıza Türkdönmez, Ali Kınacı, Feyzi Coşkun, Meral Serinyel, Ayhan Sarıhan, Mustafa Karaaslan, Fikret Doğan, Necati Akpınar, Nurittin Yıldıran, Mustafa Atasoy katılmışlardır. Kemal Bal, Münevver Oğan ve Esmani Kırmızı mazeretleri nedeniyle katılamamışlardır. Katılımcıların yaptığı değerlendirme ve önermeler şöyle özetlenebilir.
Ya KESK kongresinde yaşananlara ne demeli? Cümle alem tanıktır, acaba bu kongrede çalışanların bir tek sorunu konuşulabilmiş midir? KESK'in bir tek örgütsel sorunu tartışılabilmiş midir? KESK'i Ankara'ya taşıma'ya karşı çıkarken, Brüksel'e büro açarak Avrupa'ya taşımaya çalışan zihniyetin yaptığı ulusal değerlerden, kendi insanından kopmak değil de nedir? Umudunu Avrupa Birliği (AB)'ne bağlamak değil de nedir? Bu kendi örgütsel gücüne inanmamak değil de nedir?
Gelinen noktada ne var?
Bugün örgütlerimizde kitleselleşmeyi sağlayamayışımızın nedeni buralarda değil mi? Sendikamız Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile ilişkilerini kurumsal anlayışla sürdürmemektedir. Önermeleri, eleştirileri, söylemleri ve yaptıklarıyla Bakanlık düzeyinde kısmen var olan ağırlığını da hızla kaybetmektedir. Daha doğrusu mevcut yönetim ne yaptığını kendisi de bilmemektedir. 15 Mart 2001 günü MEB ile görüşmek üzere tüm şube başkanları Ankara'ya çağrılmıştır. Şube başkanlarımız da çağrıya uyarak Ankara'ya gelmişlerdir. Ancak bakanla 5 kişilik bir temsili heyet görüşmüştür. Soruyoruz:
Bu bir teslimiyettir. Başkanlarımızın ve sendikamızın onuru incitilmiştir. Asgari ölçülerde Eğitim Sen küçük düşürülmüştür. Oysa 8 yıl kadar önce 2000 kişiyle bakanlığın salonlarında, 2 yıl kadar önce tüm başkanlarla birlikte bakanla görüşme yapmadık mı? Diyalog, sendikal mücadelelerin en önemli ayaklarından biridir. Elbette sürdürülmeli, hatta geliştirilerek sürdürülmelidir. Ancak 15 Mart 2001 günü görüşmeye katılmak üzere çağrılmış 70 başkanı işverenin tutumuna mahkum etmek diyalog değil, tam anlamıyla bir teslimiyettir. Merak ediyoruz. bu teslimiyetçi tutumun gerisinde hangi mantık vardır? Yoksa kimi MYK üyelerinin özel durumlarına gösterilen hoşgörü mü etkili olmuştur? SB olarak yıllardır eleştirilerimizi ve önerilerimizi ortaya koyduk. Ancak birazda “aman bir datsızlık olmasın” diye diye, örgütlerimizin bu noktalara getirilmesini engellemek için yeterince etkili olmadık. Üyelerimiz ve hedef kitlenin "datsızlık çıkma pahasına" da olsa örgütlerimizde yaşananları bilme hakkı vardır. Bu sorumluluğu bugüne dek yeterince yerine getirebileceğimiz söylenemez. SB, bundan böyle yoğun bir bilgilendirme kampanyası yürütecek, tabanı bilgilendirme sorumluluğunu sürdürecektir. Sendikalarımız ve KESK’in sorunlarına ilişkin başkalarında olmayan pek çok önermemiz olduğu doğrudur. Ancak bu önermeleri de içeren derli toplu araştırmalarla ortaya koyulmuş, tüm kamu çalışanlarında ilgi uyandıracak geniş perspektifli bir programa ihtiyacımız vardır. Artık, yakıcı bir ihtiyaç olarak yayın konusu önümüzde duruyor. Şube yürütmelerinin daha seri, daha sıkı, daha işlevli bir iletişim ve bilgilendirme içine girme zorunluluğu vardır. Eğitim Sen ve KESK’in izlenmesi ihtiyacı vardır. Tüm birimlerimizde örgütsel deneyimi olan (emekli olmuşta olabilir) arkadaşlarımızla iletişimi geliştirip deneyimlerinden, birikimlerinden, katkılarından yararlanmayı becermeye ihtiyacımız vardır. Bir yandan bu çalışmalar hızla sürdürülürken öte yandan tüm arkadaşlarımızın paylaşacağı il gezileri, paneller, söyleşiler, yemekler vb. hızla sürdürülmelidir. Mevcut gidişattan memnun olmayan herkesle birlikte olmaya ihtiyacımız vardır. Ancak SB’in hedefi esas olarak, sadece öfkeleri örgütlemek değildir. Sendikal projeleri ortaya koyarak bunun etrafındaki örgütlenmesini geliştirmek ve büyütmektir. Elbette söylenenleri gerçekleştirmenin bir de mali yanı vardır. Bu güne kadar ki yöntemler sürdürülmekle birlikte bu yaz bu sorun önemli ölçüde çözülmüş olmalıdır. Sendikal mücadelede evrensel değerlerden kopmadan, ulusal bir bakış açısı ortaya koyamayanların, örgütlerimizi demokratik bir kuruma dönüştürmek istemeyenlerin, sendikalarımızı ve KESK’i büyütme şansı yoktur. Zaten, böyle bir niyette görünmemektedir. İçinde bulunduğumuz dönemin koşulları bu sorumluluğu SB’e yüklemiştir. Durum ortadadır. SB’in sendikacılıktan başka bir niyeti olmadığı da herkesçe bilinmektedir. Yürütmelerimiz bulundukları birimlerde mücadelemizin herhangi bir noktasında katkı koyabilecek emekli, çalışan arkadaşlarımızı harekete geçirmelidir. Planlı, programlı militanca bir çabayla bugün uzak gibi görünen pek çok hedefin ne denli yakın olduğunu hep birlikte göreceğiz. Ankara'da gerçekleştirilen bu toplantı oldukça verimli geçmiştir. Bu tür toplantıların bundan sonra da sürdürülmesini isteyen tüm katılımcılar “her türlü katkıyı vermeye hazır” olduklarını açıkça ortaya koymuşlardır. Bu konuda bir izleme ve danışma kurulu oluşturma çalışmalarımız devam etmektedir. Kendilerine bir kez daha saygılar sunuyoruz.
|