EĞİTİM SEN
SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ
Nisan 2001, Sayı: 4

Sendikal Birlik (SB) Yürütmesi olarak kamu çalışanları sendikal mücadelesine önderlik etmiş öğretmenlerimizle "Sendikal Süreç ve SB'in görevlerinin" tartışıldığı bir toplantı gerçekleştirilmiştir.

Toplantıya Dr. Niyazi Altunya, Ali Rıza Türkdönmez, Ali Kınacı, Feyzi Coşkun, Meral Serinyel, Ayhan Sarıhan, Mustafa Karaaslan, Fikret Doğan, Necati Akpınar, Nurittin Yıldıran, Mustafa Atasoy katılmışlardır. Kemal Bal, Münevver Oğan ve Esmani Kırmızı mazeretleri nedeniyle katılamamışlardır.

Katılımcıların yaptığı değerlendirme ve önermeler şöyle özetlenebilir.

  1. Bugün KESK ve KESK'e bağlı sendikalar önemli ölçüde kendi işlevlerinden uzaklaşmışlardır. Ortak sorunlarımızın çözümü ve yeni haklar elde etmek üzere kurduğumuz sendikalarımız bu çizgiden sapmıştır. Üyelerin ve hedef kitlenin sorunları bir yana bırakılmış, kimi partilerin siyasal projelerinin sendikalar üzerinden nasıl hayata geçirilebileceği çabası içine girilmiştir.

  2. Sendikal mücadele sendikal işlevlerinden sapmakta kalmamış, ulusal değerlerimizden kendi insanımızdan da uzaklaşmıştır. Sendikalarımızın her etkinliğinde bu kopuşa rastlamak mümkündür. Örneğin, Eğitim Sen 2001 yılı takviminde, bu ülkenin kaderini etkileyen günlere ve değerlere (Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan, 19 Mayıs, 10 Kasım vb.) değinilmekten özellikle kaçınıldığını nasıl yorumlamak gerekir? Adeta bir "mezarlığı" andıran kurgusunu onaylamamakla birlikte, onca ölüm tarihi arasında haince katledilen DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in adının yazılmayışı siyaseten bir tercih midir?

  3. Ya KESK kongresinde yaşananlara ne demeli? Cümle alem tanıktır, acaba bu kongrede çalışanların bir tek sorunu konuşulabilmiş midir? KESK'in bir tek örgütsel sorunu tartışılabilmiş midir?

    KESK'i Ankara'ya taşıma'ya karşı çıkarken, Brüksel'e büro açarak Avrupa'ya taşımaya çalışan zihniyetin yaptığı ulusal değerlerden, kendi insanından kopmak değil de nedir? Umudunu Avrupa Birliği (AB)'ne bağlamak değil de nedir? Bu kendi örgütsel gücüne inanmamak değil de nedir?

  4. 12 Eylül sonrası ilk sendikamız Eğitim-İş'i kurarken

  1. Daha iyi çalışma koşulları

  2. İnsanca yaşamaya yeterli bir ücret

  3. Mesleki saygınlık ve bütün bunların gerçekleştirebileceği demokratik bir ortam demiştik. Bu istemlerin gerçekleşmesi içinde "çalışan olmaktan başka hiçbir koşul aramaksızın" tüm kamu çalışanları ile birlikte olma istek ve iradesini ortaya koymuştuk. Eğitime dair önermelerimizle saygınlık uyandırmıştık. Eğitim emekçileri arasında ilgi ve heyecan uyanmasına neden olan şeyler buralarda yatıyordu.

Gelinen noktada ne var?

  1. Çalışanların sorunlarını teğet geçen bir KESK

  2. Dünyanın ve ülkenin köklü, temel sorunlarının güya çözümünü üstlenmiş, çalışanların sorunlarını küçümseyen bir Eğitim Sen ve KESK

  3. Öğretmen odalarında değer bulamayanların ya da eski "şef" olmaktan öte bir özelliği olmayanların genel başkan belirlediği bir örgütsel yapı

  4. Yerine bir şey önermeden toptan redci marjinal bir yaklaşım...

Bugün örgütlerimizde kitleselleşmeyi sağlayamayışımızın nedeni buralarda değil mi?

Sendikamız Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile ilişkilerini kurumsal anlayışla sürdürmemektedir. Önermeleri, eleştirileri, söylemleri ve yaptıklarıyla Bakanlık düzeyinde kısmen var olan ağırlığını da hızla kaybetmektedir. Daha doğrusu mevcut yönetim ne yaptığını kendisi de bilmemektedir.

15 Mart 2001 günü MEB ile görüşmek üzere tüm şube başkanları Ankara'ya çağrılmıştır. Şube başkanlarımız da çağrıya uyarak Ankara'ya gelmişlerdir. Ancak bakanla 5 kişilik bir temsili heyet görüşmüştür. Soruyoruz:

  1. Bakanla yapılacak görüşmelerin Tüm başkanlarla birlikte gerçekleştirilmesi görüşmek için randevu alınmış mıdır?

  2. Yok, 5 kişilik bir heyetle görüşmek üzere randevu alındı ise tüm başkanlar niçin çağrılmıştır?

  3. Hadi ne olduysa oldu çağırdınız, başkanlar da geldi, bu kadar başkanı işverenin kapısı önünde bekletmek sizi hiç rahatsız etmedi mi?

  4. Rahatsız etti ise niçin bu görüşmeyi sürdürdünüz? Bakanlığın her türlü önermesini toptan reddederken, bir kez bakanla görüşmeyi (başkanlarımız kabul edilmediği için) reddedemediniz mi?

Bu bir teslimiyettir. Başkanlarımızın ve sendikamızın onuru incitilmiştir. Asgari ölçülerde Eğitim Sen küçük düşürülmüştür.

Oysa 8 yıl kadar önce 2000 kişiyle bakanlığın salonlarında, 2 yıl kadar önce tüm başkanlarla birlikte bakanla görüşme yapmadık mı?

Diyalog, sendikal mücadelelerin en önemli ayaklarından biridir. Elbette sürdürülmeli, hatta geliştirilerek sürdürülmelidir. Ancak 15 Mart 2001 günü görüşmeye katılmak üzere çağrılmış 70 başkanı işverenin tutumuna mahkum etmek diyalog değil, tam anlamıyla bir teslimiyettir.

Merak ediyoruz. bu teslimiyetçi tutumun gerisinde hangi mantık vardır? Yoksa kimi MYK üyelerinin özel durumlarına gösterilen hoşgörü mü etkili olmuştur?

SB olarak yıllardır eleştirilerimizi ve önerilerimizi ortaya koyduk. Ancak birazda “aman bir datsızlık olmasın” diye diye, örgütlerimizin bu noktalara getirilmesini engellemek için yeterince etkili olmadık.

Üyelerimiz ve hedef kitlenin "datsızlık çıkma pahasına" da olsa örgütlerimizde yaşananları bilme hakkı vardır. Bu sorumluluğu bugüne dek yeterince yerine getirebileceğimiz söylenemez. SB, bundan böyle yoğun bir bilgilendirme kampanyası yürütecek, tabanı bilgilendirme sorumluluğunu sürdürecektir.

Sendikalarımız ve KESK’in sorunlarına ilişkin başkalarında olmayan pek çok önermemiz olduğu doğrudur. Ancak bu önermeleri de içeren derli toplu araştırmalarla ortaya koyulmuş, tüm kamu çalışanlarında ilgi uyandıracak geniş perspektifli bir programa ihtiyacımız vardır.

Artık, yakıcı bir ihtiyaç olarak yayın konusu önümüzde duruyor.

Şube yürütmelerinin daha seri, daha sıkı, daha işlevli bir iletişim ve bilgilendirme içine girme zorunluluğu vardır.

Eğitim Sen ve KESK’in izlenmesi ihtiyacı vardır.

Tüm birimlerimizde örgütsel deneyimi olan (emekli olmuşta olabilir) arkadaşlarımızla iletişimi geliştirip deneyimlerinden, birikimlerinden, katkılarından yararlanmayı becermeye ihtiyacımız vardır.

Bir yandan bu çalışmalar hızla sürdürülürken öte yandan tüm arkadaşlarımızın paylaşacağı il gezileri, paneller, söyleşiler, yemekler vb. hızla sürdürülmelidir.

Mevcut gidişattan memnun olmayan herkesle birlikte olmaya ihtiyacımız vardır. Ancak SB’in hedefi esas olarak, sadece öfkeleri örgütlemek değildir. Sendikal projeleri ortaya koyarak bunun etrafındaki örgütlenmesini geliştirmek ve büyütmektir.

Elbette söylenenleri gerçekleştirmenin bir de mali yanı vardır. Bu güne kadar ki yöntemler sürdürülmekle birlikte bu yaz bu sorun önemli ölçüde çözülmüş olmalıdır.

Sendikal mücadelede evrensel değerlerden kopmadan, ulusal bir bakış açısı ortaya koyamayanların, örgütlerimizi demokratik bir kuruma dönüştürmek istemeyenlerin, sendikalarımızı ve KESK’i büyütme şansı yoktur. Zaten, böyle bir niyette görünmemektedir.

İçinde bulunduğumuz dönemin koşulları bu sorumluluğu SB’e yüklemiştir. Durum ortadadır. SB’in sendikacılıktan başka bir niyeti olmadığı da herkesçe bilinmektedir.

Yürütmelerimiz bulundukları birimlerde mücadelemizin herhangi bir noktasında katkı koyabilecek emekli, çalışan arkadaşlarımızı harekete geçirmelidir. Planlı, programlı militanca bir çabayla bugün uzak gibi görünen pek çok hedefin ne denli yakın olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Ankara'da gerçekleştirilen bu toplantı oldukça verimli geçmiştir. Bu tür toplantıların bundan sonra da sürdürülmesini isteyen tüm katılımcılar “her türlü katkıyı vermeye hazır” olduklarını açıkça ortaya koymuşlardır. Bu konuda bir izleme ve danışma kurulu oluşturma çalışmalarımız devam etmektedir. Kendilerine bir kez daha saygılar sunuyoruz.