EĞİTİM SEN
SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ
Şubat 2001, Sayı: 3


Bilindiği gibi Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)'in 3. Olağan Genel Kurulu 25-28 Ocak 2001 tarihlerinde İstanbul'da yapıldı. Genel Kuruldan önce tüzükte yapılacak değişiklikleri görüşmek üzere 18 Ocak 2001 Perşembe günü grup sözcüleri bir araya geldi. Sendikal Birlik (SB) olarak, mevcut Tüzüğün dili, sistematiği, kurgusu, hedefleri vb. ile KESK'e uygun bir tüzük olmadığını belirttik. Bu nedenle Tüzüğün tümüyle yeniden yazılması gerektiğini, konuyla ilgili bir çalışmamızın olduğunu, istenirse yararlanılabileceğini belirttik.

Bizim dışımızdaki grupların Tüzüğün temel kurgusuna (amaçlar, ilkeler, hedefler vb.) bir itirazı yoktu. İfade yanlışlıkları, tekrarlar vb. düzeltilmesini istiyorlardı. Maalesef bunların bile yapılamadığını gördük.

22 Ocaktan itibaren sıra ittifak görüşmelerine gelmişti. Tüzük tartışmaları sırasında Genel Yönetim Kurulu (GYK) üye sayısı 91'den 81'e indirilmiş, ancak, Merkez Yürütme Kurulu (MYK)'nın 11 kişilik sayısı üzerinde (bizim önermemiz hariç) hiçbir öneri ve tartışma yapılmamış, bizim önerimizde zaten kabul edilmemişti. Bu nedenle de görüşmeler 11 sayısı üzerinden yapılıyordu. Görüşmelerin tam da belli bir aşamaya geldiği noktada birden bire MYK 9 sayısı üzerinden tartışılmaya başlandı.
Dokuz sayısı gruplarca talep edilen ve kabul edilen sayılar üzerinden anlamlıydı. Arkadaşlarımız SB'yi bir kişiye zorlamaya çalışıyordu. Dokuz sayısı bu hesaba çok uygun düşüyordu.

SB olarak MYK'nın 11'den 9'a indirilmiş gibi gösterilmesinin KESK'in ihtiyaçlarından değil, sayıların içinden kârlı çıkmak için yapıldığını söyledik. 9 MYK üyeliğinden 2'sini istediğimizi, MYK'nın sayısı 7'ye indirilirse 1'e razı olabileceğimizi ortaya koyduk.
Bu tavrımız karşısında üçlü (DSD, YS, İş Ekmek Özgürlük Mücadelesinde Kamu Emekçileri) görüşmek istediklerini belirttiler, bizde kolay gelsin dedik. 24 Ocak saat 17 civarında gelinen bu noktadan sonra, Genel Kurul süresince bir kişilik temsili kabul etmemiz konusunda gelen tüm önerileri reddettik. Durum DSD temsilcilerinin işine geliyordu. SB bir kişi ile temsil edilmeliydi. Şayet kabul etmezse kendileri 9 kişilik MYK'da karar yeter sayısı 5 kişi ile temsil edilecekti. Her şey uygundu, öyle de oldu. Tekrar kolay gelsin. Ayrıntı gibi görünse de kısaca özetlemeye çalıştığımız bu durum mevcut yöntemin nasıl oluştuğunu göstermesi açısından önemliydi. Elbette, Genel Kurul bundan ibaret değildi.

İlk gün Bayram Meral'in konuşması belki de ilk kez yuhalanmıyor, aksine sempati topluyor, hatta yer yer alkışlanıyordu.

Sıra HADEP, ÖDP, EMEP sözcülerine geldiğinde, müthiş bir iltifat faslı yaşanıyordu. Söz konusu partilerin temsilcileri birbirine iltifat yağdırıyordu. ÖDP Genel Başkanının KESK'in içindeki gruplardan söz etmesi ayrıca dikkat çekiyordu.

Genel Kuruldan tüm önergeler geçiyordu. 10 oyla geçen önergelerde vardı, 300 oyla geçen önergeler de.

Tüzüğün 2. Maddesi, KESK Genel Merkezin Ankara'ya taşınması oylamasında 192 Ankara, 183 İstanbul çıktı. Çoğunluk Ankara istemesine rağmen, divan başkanının yorumuyla "salt çoğunluğa" ulaşılamamıştı. Yorum KESK'in İstanbul'da kaldığı biçimindeydi. KESK'i Ankara'ya getirememiştik ama Brüksel'e götürmüştük. KESK Genel Kurul kararıyla Brüksel'de bir büro açacak.

Mevcut ittifakın uzlaşmayla geçen önergelerinin hemen hepsi, Genel Başkanın açış konuşmasını kurguladığı "küresel saldırıya karşı küresel direniş" sloganı üzerine oturtulmuştu. Ülkemizde bizim dışımızdaki emekçi örgütleri bir yana, kendi konfederasyonumuz KESK'te bile sendikal birliği öremeyenlerin, dünyanın diğer ülkelerindeki emekçilerle nasıl birliği sağlayıp, "küresel direniş" öreceklerine aklımız ermiyor. Anlaşılan o dur ki, bu "kutsal siyasal ittifak" Türkiye emekçilerinden umudunu kesmiş, sorunların çözümünü Avrupa'da aramaktadır. Önergelerin diğer kısmı tahmin edeceğiniz gibi. Diğer bir kısmı da "barış" üzerineydi.

Genel Kurulda kısmen sendika tüzel kişiliklerinin iradelerini yaratma çabaları olsa da, bu özlem etkili olamadı. Aslında alışık olduğumuz grup iradeleri de çok fazla etkili olamadı. Biz esas olarak siyasi grupların iradelerine karşı çıkarken, bu genel kurulda gruplardaki bazı kişilerin iradesi daha etkili oldu.

Sonuç olarak,
Görünen o ki, olumsuz bir genel kurul yaşadık. Mevcut ittifakın tüm hesabı yönetime gelmek üzerineydi. Ortada hiçbir program yoktu. Bakarsınız, benzeri bir biçimde iktidara gelen Eğitim Sen yönetimi gibi bakarsınız 7 ay sonra program diye bir manzume sunarlar. Aslında bu yönetimin politik bir uzlaşmasının olup olmadığı da tartışılır. Yani her şey yönetime gelme üzerine kurulmuştu.

Bu kutsal ittifak genel başkanlarının da ortaya koyduğu gibi yönetimde olma üzerine oluşmuş siyasi bir ittifaktır. Sendikal zeminde bir uzlaşması yoktur. Kitleselleşme üzerine bir uzlaşması da yoktur. Bu ittifak KESK'i büyütemez. Çünkü KESK'in sorunlarını bile tartışamıyor.

Evet, bu ittifak KESK'i büyütemez, ancak yokta edemez. Çünkü, KESK eksikliğiyle fazlasıyla bu ittifaktan daha büyük bir örgüttür.

SB olarak önerimiz sendikalarda ve KESK'te üyenin iradesini ortaya koyabileceği "doğrudan seçim" yöntemidir. KESK'te sendika tüzel kişiliklerin temsildir. Bugünkü yöntemle dahi bir gün 251 delege sayısına ulaşırsak kimseyle ittifak yapmayacağız. Çünkü, bizim öznel siyasal kaygılarımız yok. Kendimize ve sendikal anlayışımıza güveniyoruz.

Değerli Sendikal Birlikçi arkadaşım, durum ortada, üyesi olduğun sendikanın, ülkenin en ücra köşesindeki işyerinde kaydedeceğin her yeni üyenin, yapacağın her türlü sendikal etkinliğin gelip en üst noktada KESK'i etkileyeceğini düşünerek çalışmalısın. Dişimizle tırnağımızla yarattığımız, başkaları erken derken ısrarla kurduğumuz sendikalarımız ve konfederasyonumuz için iradeni ortaya koymalısın ki, başkaları ile anlamsız pazarlıklar yapmak zorunda kalmayalım. Yapacağın her türlü çalışmaya senin ihtiyacın var, çocuklarının, geleceğinin ihtiyacı var, kamu çalışanlarının ihtiyacı var, Türkiye'nin ihtiyacı var.