| SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ | ||
| Ekim 2002, Sayı: 10 | ||
Eğitim Sen Sendikal Birlik Türkiye
toplantısı 21-22 Eylül 2002’de Ankara’da yapılmıştır. Toplantı Eğitim-İş ve Eğitim Sen kurucusu, Eğitim İş örgütlenme sekreteri Mustafa Karaaslan’ın vefatı nedeniyle bir gün gecikmeli olarak başlamıştır. Bu toplantıda geçmiş süreç değerlendirilmiş, Sendikal Birliğin iç işleyişi ile ilgili taslak tartışılmış, önümüzdeki döneme yönelik tespitlerde bulunulmuş ve görüşler sunulmuş, sendika-siyaset ve siyasi parti ilişkileriyle ilgili sonuçlar çıkarılmış, ayrıca yeni dönemde görev yapacak Türkiye yürütmesi seçilmiştir. Geçmiş dönem sendikal yaşam açısından iki başlık altında toplanarak değerlendirilebilir. Bunlardan biri KESK ve Eğitim Sen’in geçirdiği süreç, diğeri ise dünya ve ülkemizdeki gelişmelerin sendikal yaşama etkileri; KESK ve Eğitim Sen, “Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu”nun yürürlülüğe girmesiyle hem genel merkezler hem de şubeler düzeyinde genel kurullar yapma sürecine girmiştir. Bu genel kurullardan bazıları yeni yönetimlerin oluşturulması bazıları da tüzüklerin yeni yasal yapıya uyarlanmasıyla ilgilidir. Bu kongreler süreci Sendikal Birliğin baştan beri savunduğu tezlerin doğruluğunun diğer gruplarca da kabul edildiğinin göstergesi olmuştur. KESK Genel Merkezinin Ankara’ya taşınmasının bunun en iyi örneğidir. Sendikal Birliğin savunduğu görüşlere
şiddetle karşı çıkanlar, hayatın dayatmasıyla bu görüşleri benimsedikleri
tespitine varılmış ve bu durumun da KESK ve Eğitim Sen’de düşünsel önderliğin
Sendikal Birlik tarafından sürdürüldüğünün bir kez daha açığa çıktığı
vurgulanmıştır. Eğitim Sen’in üye kayıt kampanyası ve
çalışmalarını başarılı yürüttüğü, bunda Sendikal Birliğin hem sendikal
anlayışının hem de yönetimlerde bulunmasının önemli bir etken olduğu
savunulmuştur. Sendikal Birlik kendi iç işleyişiyle ilgili olarak demokratik işleyişi ve grubun çalışmalarını daha da canlı bir hale getirecek bir iç işleyiş düzenini sağlayacak yapı modelinin oluşturulması gereği üzerinde durulmuş ve bunun son haline getirilmesi işi yeni yürütmeye bırakılmıştır. Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni Teknolojide görülen baş döndürücü
gelişmelerin Dünyada yaşattığı ekonomik etki ve istihdam etmenin yeni biçiminden
ülkemizin etkilenmemesini düşünmek olası değildir. Küreselleşme denilen bu gelişmeler yeni sosyal ve siyasal sonuçlarda doğurmaktadır. Bu sonuçların çalışma ilişkilerine ve sendikal yaşama etkileri, istihdam kavramının geleneksel anlamının ve yönteminin değişmesiyle ilgili olarak kendini göstermektedir. Yeni Dünya Düzeni denilen bu gelişmenin
savunucuları bu düzenin “zenginliği artırdığı” ve “refahı
yaygınlaştırdığı” yalanını kitlelere kabul ettirmeye çalışmaktadır. Oysa,
Yeni Dünya Düzeninin işsizliği artırdığı ve emekçileri yoksullaştırdığı çok
açık şekilde görülmektedir. Ayrıca Yeni Dünya Düzeninin emekçiler aleyhine
getirdikleri sonuçlardan bazıları sosyal güvenliğin tehdit edilmesi, iş
güvencesinin ortadan kaldırılması ve ücretlerin sürekli olarak düşürülmesidir. Emekçilere karşı Dünya çapında
başlatılan bu yeni saldırının diğer bir sonucu da sendikasızlaştırma olduğu
görülmektedir. Bu durum ülkemizde de çok açık bir şekilde IMF politikalarıyla
uygulanmaya çalışılmaktadır. Ayrıca ülkemizde siyasi yapıdaki
parçalanma kamu sendikacılığını da yakından etkilenmektedir. Siyasi yelpazede partileşen her görüş ya
kendine bağlı bir sendika oluşturmakta ya da her hangi bir sendika içerisinde
uzantılarını bulundurmaktadır. Sendikal alana yansıyan bu parçalanma kamu
çalışanlarının güçlü bir sendika örgütü oluşturmalarına engel olduğu gibi
sendikaları da amaçlarının dışına çekmektedir. Son yıllarda sermayenin ve sermayeyi temsil
eden siyasi anlayışların küreselleşmesi karşısında “küresel direniş” kavramı ortaya
atılmıştır. Ulusal ölçekte örgütlenmeden ve sendikalaşma bilincini yükseltmeden
“küresel direnişin” olanaksızlığı ise kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Tam da bu noktada Sendikal Birliğin baştan
beri savuna geldiği, kendisini tanımlayan ve var eden ilkelerle, hedeflerin
vazgeçilmezliği bir kez daha açığa çıkmıştır. Şöyle ki; Küreselleşme denilen ve yeni dünya
düzeni olarak tanımlanan aynı zamanda “enformatik devrim” olarak nitelendirilen
sürecin yalnız sömürme, işsizleştirme, yoksullaştırma ve sendikasızlaştırma
sonucunu doğurmuştur. Refahın artırılması, özgürlüklerin genişletilmesi,
paylaşımın daha adil olması ve örgütlenmenin daha da yaygınlaştırılması için
yeni ortamlar ve olanaklar bulunmalıdır. Çünkü teknolojik gelişmeler sorunların
çözümü için yeni olanaklar da sunmaktadır. Bu olanakları sendikal örgütlenmeyi ve
kültürü daha üst düzeye çıkarmak için kullanmanın yollarını aramak gerekir.
Bunun için yapılacak ilk iş ulusal anlamda güçlü bir sendikal yapının
oluşturulmasıdır. Diğer bir anlatımla ülkemizdeki siyasal
bölünmüşlüğün sendikal alana yansımasının ortaya çıkardığı olumsuzlukları
ve sendikaları siyasi örgütlerin yan kuruluşları gibi algılama yanlışlıklarının
aşılmasını sağlamak için Sendikal Birlik’in “sendikal örgütsel
bağımsızlık” ilkesinin kitlelere taşınmasının ve hayata geçirilmesinin
gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ancak, örgütsel bağımsızlık ilkesinin kamu
çalışanlarının siyaset yapma yasağına bir gerekçe oluşturamayacağı bilinciyle
davranmak, siyaseti “ayıp bir iş” olarak algılamak ve siyasete karşı “mahcup”
durmak ise elbette ki düşünülmez. Bu tespitler dikkate alınarak ülkemizdeki
kamu sendikacılığının daha ileri düzeylere taşınması için sendikaları,
“sendikal amaçlar” doğrultusunda çalışır duruma getirmek, yani siyasi partilerin
“arka bahçesi” olmaktan çıkararak, çıkarlarını savunduğu kesimlerinin en
geniş katılımını sağlamanın yollarını aramak gerekir. 3 Kasım ve Seçimler “4688 sayılı Kamu Görevlileri
Sendikaları Yasası”nın hazırlanması ve çıkarılması ile “Toplu Görüşme”
sürecinin yaşanması sırasında Mecliste kamu emekçilerinin gerçek anlamda
temsilcilerinin ve destekleyicilerinin olmamasının yaşattığı olumsuz sonuçlar bile
siyasetle ilgilenmenin haklılığını açıkça göstermektedir. Yine bu durumun
“Toplu görüşme”ler için yapılan çalışmalarda KESK’in önünü kapayan bir
sonuçta doğurmuştur. Bu bağlamda 3 Kasım’da yapılacak
seçimler dikkate alınarak, çıkarlarını savunduğumuz kesimlerin yeni kazanımlar ve
haklar elde etmelerini sağlamak amacıyla Dünyada ve ülkemizdeki siyasi gelişmeleri
yakından takip etmek ve örgütsel bağımsızlığı titizlikle koruyarak, emekten yana
olan ve üye çoğunluğumuzun siyasi yaklaşımlarına uygun siyasi alanda yer alan
siyasi yapılarla sendikal amaçlarımızın gerçekleşmesi için ilişki kurmanın
yararlı olacağı savunulmuştur. Ancak bu ilişkinin Sendikal Birliğin “örgütsel
bağımsızlık” ilkesini yok edecek hatta gölgeleyecek şekilde olmaması öncelikle
vurgulanmıştır. Grup içinde grup olmaz Sendikal Birliğin birkaç yıldır
yaşadığı ve bir iç sorun olarak sürekli sıkıntı yaratan grup içindeki bir ayrı
grup özelliğini taşıyan ve İşçi Partisi gündemini ve görüşlerini Sendikal
Birliğe dayatarak, Sendikal Birlik grubu üzerinden politikalarını yürütmeye
çalışanlarla yolların ayrılmasının Sendikal Birliğin önünü açtığı konusunda
görüş birliğine varılmıştır. Bu ayrılmanın bir parti düşmanlığı
olmadığı, ancak, Sendikal Birliğin siyasi partilere yönelik duruşunun böyle bir
yapıyı içinde barındıramayacağı ve bu arkadaşlara karşı yeterinden fazla
sabırlı davranıldığı ortak bir kanı olarak ortaya çıkmıştır. Sendikal Birlik Yürütmesi Sendikal Birliğin önümüzdeki dönem,
Eğitim Sen’de görev yapacak olan Türkiye Yürütmesi belirlenmiştir. Türkiye
Yürütmesi beş üyenin yanında KESK ve Eğitim Sen’de Merkez yönetimlerde bulunan
birer üyenin de doğal üye olarak görev yapmasına karar verilmiştir. Türkiye yürütmesi daha sonra toplanarak
kendi aralarındaki görev bölümünü yapmıştır. Bu görevler şöyledir: Ali Berberoğlu (Eğitim Sen MYK
üyesi), Doğal üye: 532-786 57 04 Mustafa Ecevit (KESK MYK üyesi), Doğal
üye: 542-634 19 47 Mustafa Demir, Sözcü: 532-472 95
18, e-posta: sugoze@mynet.com Hasan Fahri Vural, Maliye-iletişim,
532-593 24 40, e-posta:hvural@ttnet.net.tr Fahrettin Eşgünoğlu: Örgütlenme,
542-255 8290 Ayşe Eren, Eğitim, 536-838 66 07 Ali Elvan, Basın-yayın, 536-551 39
49, e-posta: alielvan@mynet.com Sonuç olarak Sendikal Birliğin güçlenmesi sendikamızın güçlenmesi demektir. Sendikamızın başarısı için, daha da güçlenmesi için, kamu çalışanlarının hatta halkımızın özgür ve refah dolu bir yaşama barış içinde kavuşması için çalışmayı Sendikal Birlik önünde bir görev olarak görmektedir. Bu görevin hedeflediği amaçların bir hayal olmadığı da bilinmelidir. |