EĞİTİM SEN
SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ
Kasım 2000, Sayı: 1

 

Sendikal Birlik Türkiye Toplantısı 14-15 Ekim 2000 tarihlerinde Ankara'da yapıldı. Toplantı 58 katılımcı, 15 izleyici ile gerçekleştirilmiş olup 41 kişi söz almıştır. Toplantı sonucunda yapılan seçimlerde Sendikal Birlik yürütmesine Ali Berberoğlu, Hasan Fahri Vural, Semra Eren, Fahrettin Eşgünoğlu, Mustafa Ecevit seçilmişlerdir. Toplantıda yapılan değerlendirmede:

Bugün dünyada ve ülkemizde sendikal hareketin yaşadığı sorunların kaynağını genel olarak iki başlık altında toplamak mümkündür.

  1. Sendikal hareketin dışındaki nedenlerden kaynaklanan sorunlar

  2. Sendikal hareketin içinden kaynaklanan sorunlar.

Dünyada, eskiden beri bildiğimiz sömürü düzeni, artık "Yeni Dünya Düzeni" (YDD) ya da "Küreselleşme" adıyla ortaya atılmaktadır. YDD ulusal sınırları dahi tanımadan, dünyayı tek Pazar olarak görmektedir. Temel uygulamalar olarakta emekçilere, özelleştirme, işsizleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırmayı dayatmaktadır. Teknolojik gelişmeler vb. şeylere de sığınarak son 20-30 yıldaki uygulamaları ile birlikte kendi ideolojilerini de tüm dünyada pompalamaktadır.

Ülkemizde ise, yönetenler yıllardır YDD uygulamalarını gerçekleştirmeye devam etmektedirler. Çalışanların hakları karşısındaki anti-demokratik tutumlarını sürdürerek, çalışanların çalışma yaşamına ilişkin kendileriyle ilgili karar süreçlerine katılmalarını engellemektedir.

Yıllardır süren bu uygulamalar son hükümetlerce saldırıya dönüştürülmüştür. Eğitimde, sağlıkta, sosyal güvenlikte, emeklilikte, tahkimde vb. konulardaki ülkeyi talan eden yasa ve yönetmeliklerle adeta emekçiler topa tutulmaktadır. Bir yandan bu saldırılar sürdürülürken, öte yandan emekçilerden toplanan vergilerle, hortumlanan bankaların kurtarılmasına devam edilmektedir. Genel anlamıyla dış etkenler olarak sayabileceğimiz sendikal hareketin krizine neden olan bu YDD uygulamalarına karşı çalışanlar cephesinden kararlı bir karşı duruşta örülememektedir.

Ülkemizde özellikle kamu çalışanları sendikal hareketi çok parçalanmış durumdadır. Ülkemiz siyasi yelpazesinde mevcut hemen hemen her ideolojinin bir sendikası vardır. Sendikası olmayan siyasi parti veya yapılarında sendikalar içinde bir grubu mevcuttur. İşte bu siyasi grupların yandaşları kamu çalışanları içinde sayıları az olmakla birlikte, siyasi disiplinlerinin de avantajı ile yönetim birimlerinde etkili gözükmektedirler. Elbette bu siyasi gruplar zaman zaman kamu çalışanlarının sorunlarını da dillendirmektedirler.

Ancak esas olarak amaçları, kendi siyasi ideallerini sendikalar üzerinden gerçekleştirmek olup, bunun içinde sendikacılığı by-pas eden yöntemler izlemektedirler. Arkasından kullandıkları bu yöntem ve anlayışlara itibar etmeyip, dolayısıyla sendikalara ilgi göstermeyen kamu çalışanları da duyarsızlıkla suçlanmaktadırlar.

Diğer yandan siyasi grupların, kendi siyasi tercihlerine dayanan yaklaşım ve yöntemleriyle sürdürmeye çalıştıkları sendikacılığın, çalışanların sorunlarını çözeceğine güvenmeyen milyonlarca kamu çalışanı ise, yaşananlara bakıp, sendikaları seyretmeye devam ediyor.

Bu durumda "Küresel saldırıya karşı küresel direniş" önermesinin boşlukta kalacağı ortadadır. Eğer hala işyerinde, işkolunda, ülkede sendikal birliği örme yolunda bir irade ortaya koyamıyorsanız, "küresel saldırıya karşı küresel direniş" sloganı, bu sloganı en çok tekrar edenlerin dilinde bir "arabesk" olarak kalmaktan öteye bir anlam ifade etmeyecektir.

İşte tam da bu noktada Sendikal Birlik (SB)'in sendikalarımızı her hangi bir siyasi anlayışın peşine takmak isteyen, sadece ortak siyasi anlayışları etrafında kümelenmiş siyasi gruplardan temel farkı ortaya çıkmaktadır. Çünkü, SB, hiçbir siyasal parti ya da yapının yan kuruluşu, alt örgütü, arka bahçesi, değildir, olmayacaktır. SB, aynı zamanda bu ülkenin tüm sorunlarının hepimizi ilgilendirdiğinin bilmektedir. Yine bu sorunların pek çoğu da siyasi platformlarda çözülecektedir. İşte SB bunun için tüm kamu çalışanlarının siyaset yapma hakkını kullanabilmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılmasından yanadır. SB'in karşı çıktığı şey, sendikalarımızın siyasi parti ya da yapıların güdümüne sokulmak istenmesidir.

Bugün ülkemizde yaşanan süreç, doğru sendikal mücadeleye ihtiyacın en çok hissedildiği süreçtir. Bu ihtiyacı karşılayabilecek yaklaşımı SB yakalamıştır. Çünkü, SB:

  • Siyasi görüşü ne olursa olsun, sendikal yaklaşımları benzeşen tek tek bireylerin sendikal mücadeledeki gönüllü birlikteliğidir.

  • SB için çalışan kimliği esastır.

  • SB için bireylerin siyasi tercihlerine saygı esastır.

  • SB için tüm çalışanların birliği esastır.

Bunları esas almadan işyerinde, işkolunda, ülkede sendikal birliği örmenin başka yolu var mıdır? denildi.

Yapılan bu değerlendirme ışığında Eğitim Sen'e ilişkin:

  • Genel Kurulda yönetime gelen ittifak Eğitim Sen dışında tamamen siyasi ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmiştir. Bu günkü eğitim Sen yönetiminin kitle kucaklayacak, sendikal ihtiyaçları karşılayacak bir programı ve hedefi yoktur. Bu yönetim tek bağı kimi siyasi çevrelerce ortaya atılmış, içeriğinin de ne olduğu pek belli olmayan “Demokratik Cumhuriyet” söylemi ve dar grup çıkarlarıdır.

  • Eğitim Sen Genel Kurulunda yaşanan "Eğitim Sen'li öğretmen Cumhuriyetin yanında mıdır, yanında değil midir?" gibi tartışmalar demokratik öğretmen hareketine vurulacak en büyük darbedir. İşverenin sendikamıza yapamadığını bu tartışmayı ortaya atanlar yapmıştır.

  • Mevcut ittifakın yönetime geldiğinden beri ne yapacağı da ortaya çıkmıştır. Eğitim Sen Genel Başkanı bir televizyonda, ek iş yapmak zorunda kalan öğretmenleri "köşe dönmecilikle” suçlayarak “ihbarcılığa" soyunmuştur. Oysa Eğitim Sen Genel Başkanına düşen, fakirlik sınırında yaşayan öğretmenin yeterli ücret alabilmesi için işverene baskı yapmak ve kamuoyu oluşturmak olmalıydı.

  • Merkez Yönetim Kurulu (MYK), göreve başlar başlamaz genel merkez çalışanlarını işten atmayı kendisine görev edinmiştir. Eğitim Sen Genel Merkezi, çalışanları arasında da bir siyasi kadrolaşmaya mı gitmektedir?

KESK'e ilişkin:

KESK, kamu çalışanlarının talep ve özlemlerine dair iradelerini ortaya koymak yerine, yöneticilerinin siyaseten bağlı olduğu partilerin istediği davranışları göstermeye devam ediyor.

Bilindiği gibi KESK'e bağlı sendikaları son bir yıldır, üstelikte KESK Genel Kuruluna kaç delege göndereceklerini dahi bilmeden genel kurullarını yapmaya (bugün bile) devam ediyorlar. Yani, KESK, kendisine bağlı sendikaların seçmeleri gereken delege sayılarının (elbette belli hesaplar için) zamanında tesbit edip, genel kurullarını yapmaları gereken süreyi planlayıp ortaya koyamıyor.

Ancak, aynı KESK Ekim-Kasım aylarının takvim sayfalarını gün gün eylem kararlarıyla programlayabiliyor. Aralık ayında yapılacağı söylenen KESK Genel Kuruluna ilişkin:

SB olarak KESK Tüzüğü, KESK'in yapılanması ve işleyişine ilişkin ciddi eleştiri ve önerilerimiz vardır. SB, bunları laf olsun diye söylemiyor. Her zaman ortaya koyduğumuz gibi, ülkemiz kamu çalışanları mücadelesini yükseltmek KESK'i de gerçekten özlenen konfederasyon haline getirmek için bu yoldayız. Bu nedenle siyasi grupların ihtiyaçları bizi bağlamaz. Biz KESK'in ihtiyaçlarından hareket ediyoruz.

  • KESK Genel Merkezi Ankara'ya taşınmalıdır.

Bu konudaki günlük konuşmalarda KESK'i İstanbul'a götürenler bile, bizim baştan beri söylediğimiz gibi Ankara'da olmasının doğru olduğunu söylüyorlar. Ama nedense genel kurullarda oylarını aksi yönde kullanıyorlar. Tıpkı Eğitim Sen Genel Kurulunda sendikamızın metropol (Ankara, İstanbul, İzmir) illerindeki .. No'lu şube biçimindeki örgütlenme modelinin yanlışlığına ilişkin verdiğimiz önergenin aleyhinde oy kullanan bugünkü çoğu Eğitim Sen MYK üyelerinin bize "metropol illerde sizin önerilerinize aynen katılıyoruz" demesi gibi.

  • Yine KESK 91 kişilik Genel Yönetim Kurulu (GYK) ile yönetilemez. GYK kaldırılmalı yerine Başkanlar Kurulu oluşturulmalıdır.

  • Merkez Yönetim Kurulu genel kuruldan seçilen 5 (beş) Sendika Genel Başkanından oluşmalıdır.

Bize bugün GYK konusunda "91 sayısını azaltırız" denilmektedir. SB'in GYK'ya yönelik eleştirisi sadece sayısına ilişkin değildir. GYK modeli sayısıyla da yapısıyla da yanlıştır. Siyaseten üretilmiştir. Siyasi grupların temsilini sağlamak amacıyla üretilmiştir. İşte itirazımız bunun içindir. Tüzel kişiliklerin temsili en demokratik ve sendikacılığın doğasına en uygun yoldur.

  • Şubeler Platformunun işlevi organize ile sınırlı olmalıdır. Bu yapının sendika genel merkez ve şubelerin önüne geçmesi sorumsuzluktur. Örgütsel özgünlüğü hiçe saymaktadır.

  • KESK tüzüğü, diliyle, içeriğiyle, yazılan hedefleriyle bir konfederasyon tüzüğü olmaktan uzaktır.

  • KESK'in mali durumuyla ilgili olarak bugüne kadar ciddi, anlaşılır saydam bir yöntem izlenmemiştir. KESK'in mali yapısı adeta bir bilmecedir. Hangi sendika ne kadar aidat ödemiştir, ne kadar delege sayısına sahiptir, hiç olmazsa aidatların bordrolardan kesilmeye başladığı dönemle ilgili ciddi bir belge ortaya konmalıdır.

KESK'in işleyişine ilişkin de çokça tartışılması gereken konular vardır. Ancak buraya dek saydıklarımız KESK konusunda SB'in olmazsa olmazlarıdır.

SB'e İlişkin:

  • SB, Eğitim Sen Genel Kurulunda grup ilkelerinden taviz vermeden kararlı duruşunu sergilemiştir.

  • SB, Genel Kurulumuzda yaşanan Cumhuriyet tartışmalarını demokratik öğretmen hareketine vurulmuş en büyük darbe olarak görmektedir.

Biz ülke bütünlüğü içerisinde, Cumhuriyetin temel değerlerine sahip, tüm yurttaşlarının özgür ve eşit koşullarda yaşadığı bağımsız, demokratik Türkiye özlemi içerisindeyiz.

Bizim ülkenin bütünlüğü içerisinde şeriata, ırkçılığa karşı Cumhuriyeti öğretme görevimiz de vardır. Cumhuriyeti geliştirme görevi bize geçmiş demokratik öğretmen mücadelesinin en ciddi mirasıdır.

  • Sendikal mücadelenin geleceği ancak SB anlayışı ile doğru çizgiye oturabilir.

Bilindiği gibi SB, siyasi tercihleri ne olursa olsun sendikal anlayışları benzeşen bireylerin gönüllü birlikteliğidir.

  • SB, örgütsel bağımsızlığı temel alır. Çünkü, bağım-sızlığı tartışma konusu olan örgütler kitleselleşemez.

  • Hiç kimsenin siyasal inanç ve söylemlerini SB'e dayatma hakkı yoktur. Sendikalarımızdaki siyasal kümelenmelere karşı SB'in, kendi içinde siyasi birlikteliklerinden doğru duruş sergilemek isteyen anlayışları onaylaması beklenmemelidir. Çünkü SB, siyasi grupların bileşkesi değil, özgür bireylerin sendikal zemindeki gönüllü birlikteliğidir.

  • SB'in önümüzdeki süreçte bir irtibat bürosu ve bir yayın organı olacaktır. Bunun altyapısı tüm yürütmelerimizin bağış, aidat ve yapılacak etkinliklerle sağlanacaktır. (Bağış yöntemini uygulayacak şubelerimiz bir kez ama ciddi bir kampanya ile sorununu çözecektir.) Ayrıca her şube yürütmesi kendi mali yapısını oluşturacaktır.

  • Biz Eğitim Sen’e değil, bugünkü siyaseten oluşturulmuş yönetime muhalefet ediyoruz. Bu nedenle tüm sendikal birlikçiler şube ve temsilciliklerindeki her türlü sendikal faaliyetlerin içinde olacaklardır.

  • Yakında bölgeler belirlenip, organize kolaylığı da sağlanarak tüm Türkiye sürekli dolaşılacaktır.

  • Merkez yürütmeyle iletişim için de panel, konferans, tartışma vb. etkinlikler yürütülmelidir.

  • Metropol illerde SB örgütlenmesinin geliştirilmesi çalışmaları yapılacaktır.

  • SB şube yürütmeleri kendi illerindeki durumlarını değerlendirerek iş yeri temsilciliğinden başlayarak her birimde mutlak görev alacaktır.

  • Sorunların çözümü için hedef işyerleridir. Tüm Sendikal Birlikçiler şube lokallerinin duvarlarını aşıp yüzlerini okullara dönmelidir.

  • Merkez Yürütmeden gelen yazı ve dökümanlar çoğaltılarak mümkün olan en geniş kitleye ulaştırılmalıdır.

  • SB, 24 Kasım’ın Cumhuriyet tarihindeki önemini çok iyi bilmektedir. SB, 12 Eylül darbesinin öğretmenleri ve öğretmen örgütlerini suç kaynağı olarak gösterdiğini de çok iyi bilmektedir. Geliş yöntemi içimize sinmemiş olsa da 24 Kasım bugün resmileştirilmiştir. Bize düşen bugünü, eğitim ve öğretmelerin sorunlarının dile getirildiği talep ve dayanışma gününe dönüştürmektir.

  • SB'in güçlenmesi sendikaların güçlenmesi demektir. Sendika derdi olmayan, bugünkü siyasal ittifakın ömrü de önemli ölçüde SB yapacağı çalışmalar ve ortaya koyacağı performansla ilgilidir. Başarabiliriz, ülkemizde kamu çalışanlarının geleceği için başarmak zorundayız. İstifa etmek veya geri çekilmek tam da bugünkü yönetimin istediği şeydir.