| SENDİKAL BİRLİK BÜLTENİ | ||
| 5 Aralık 1998 | ||
| SENDİKAL BİRLİK’TEN BİLGİLENDİRME DEĞERLENDİRME Ülkemizde, ekonomik istikrarsızlıktan dolayı siyasal gündem çok sık değişmektedir. Bu durum, demokratik yaşam kültürünün oluşturulmasındaki eksikliklerle beslenerek günümüzde de sürmektedir. Çete-siyaset ilişkisindeki son gelişmeler hükümeti yerinden ederken “Apo”nun yakalanması" gündemi daha farklı noktalara taşıdı. Hükümet her şeye rağmen düşürüldü. İtalya’yla düello sürüyor. Ülke içerisinde bilerek ya da bilmeyerek şovenizm alabildiğine körükleniyor. Yüzyıllardır bir arada yaşayan insanlar birbirine düşman edilmeye çalışılıyor. Sokaklarda güvenlik güçlerinin gözü önünde linç provaları yapılıyor. Ülkemizde oldum olası siyasete malzeme yapılmakta olan “Din” ve “Milliyetçilik” yine kullanılmaya çalışılıyor. Dün “Biz daha milliyetçiyiz” diyerek politika yapmaya çalışanların hangi çete ilişkilerine bulaştıklarını gördük. Aynı anlayışlar bu gün sokaklardaki “hilalli”, “kurt ağzı işaretli sembollerle dolaşanları körükleyerek “Apo” sorununun çözümünde adeta medet umulmaktadır. İşte bizi bugün asıl rahatsız eden şey “milliyetçi-şovenist” dalgadır. Kürt sorunu deyince ülkenin bölünmesini anlayan, “Kürt milliyetçisi” bir tavırla yürütülen terörü de içeren bir kutupta yer almadık, almayacağız. Bunun karşıtı, Kürt varlığını inkar eden ve tüm varlığını toplumsal gerginliğe bağlayan “Türk milliyetçi” tarzını da onaylamadık, onaylamayacağız. “Apo’nun iadesi” sorununu da toplumsal hezeyanlar yaratmanın aracı olarak kullanmak doğru değildir. Her suçlunun cezasını kişiler değil, hukuk vermelidir. Sorun sağduyuyla ele alınmalıdır. Sebze sandıkları üstünde tepinerek, “sabrımızı taşırma” diyerek bu sorunu çözmek mümkün değildir. Ülkemizin bütünlüğü içerisinde tüm sorunların tartışılması, çözüm önerilerinin oluşturulması mümkündür. Bu ülkede siyaset yapanların tek sorunu “Türk Bank sorunu” mudur? Siyasetçiler ülke sorunlarının çözümü için siyaset yapmıyorlar mı? Bu kısa değerlendirme sonucunda, sonucunda:
Türkiye'nin gündeminde bunlar varken, maaş artışları, çalışma koşulları, ceza ve sürgünler içerikli 1999 bütçesine yönelik programlanan KESK eylemlerinin ertelenmesini düşündük. Alınan ertelenme kararını doğru buluyoruz.
Diğer yandan, KESK içindeki kimi siyasi anlayışlar gelişmelere siyasi boyuttan karşı duramayınca işi KESK’e havale etmektedirler. KESK eylemi erteleyince de deklarasyonlarla açıklama yapmaktadırlar. Acaba bu arkadaşların siyasal anlayışlarındaki partiler eylem yapıyorlardı da KESK mi engelliyordu? Gündemin bu denli siyasallaştığı bir ortamda niçin bulundukları siyasi duruş yerinden karşı çıkmıyorlar, eylem yapmıyorlar? Böylesi bir süreçte “yaşam nereye akarsa aksın biz maaş artışlarımızla gündem oluştururuz” mantığı hem “ekonomizm”dir, hem de “eylem olsun” sorumluluklarımızdan kurtulalım” mantığıdır. Görünürde “mücadeleci” ama özünde mücadeleden kaçma mantığıdır. Somut durumu değerlendirip, objektif sonuçlar çıkarmak bizim sorumluluğumuzdur. Bu toz duman geçecektir. Sosyal yaşam, çözülmeyecek sorun üretmez. Yeter ki araçları doğru seçelim. Amaçları karıştırmadan sürece denk düşen davranışları, etkinlikleri üretebilelim. Koşullara uygun olarak sendikalarımız da, diğer demokrasi güçleri de üzerini düşeni yapacaktır. Bizler sendikalarımızda ve iş yerlerimizde, kararlı demokratik bir tutumla, sendikal haklar ve demokrasi mücadelesinin odağındaki yerimizi büyütmeye, mücadele sürecini hızlandırma çabasına devam edeceğiz. |