KESK'TE NE, NASIL YAPILMALIDIR?


Türkiye'de emekten yana olan, demokrasiyi hedefleyen ve hakların ancak mücadeleyle kazanılacağına inanan emekçi güçler, kendimize, birbirimize inanarak hep birlikte yarattık KESK'i. Kolay olmadı elbette. Çok uğraştık, çetin mücadeleler verdik, bir çok saldırıya maruz kaldık. Birçok arkadaşımızı bu mücadelede kaybettik. Baskılar, sürgünler adeta yaşamımızın bir parçası haline geldi. Hakkımızda kapatılma fermanları yazıldı. Gün geldi Kızılay'dan ses verdik bütün dünyaya, gün geldi romantik bir yağmur altında değil, İstanbul-Ankara yollarında polis panzerinin boyalı suyunda ıslandık biz. İlk kez bizim üzerimizde denendi gaz bombaları. Göz yaşlarımız acılarımıza ilişkin değil, biber gazlarının eseriydi.

Daha söylenebilecek binlerce şey var elbette. Bu yaptıklarımızla gurur duyduk, övünçle savunduk. Ancak bu geleneklerle yaratılmış KESK'i olağanüstü genel kurula taşıma tartışmaları, eminiz ki tüm KESK'lileri yürekten yaraladı. Ancak bu konunun da örgütteki pek çok olay gibi herkesin bulunduğu pozisyondan ve grup ilişkisi noktasından bakılarak değerlendirildiği kanaatindeyiz. Örgütümüzde özellikle ikibinli yıllarda başlayan ve gittikçe artan örgüt aidiyeti yerine grup aidiyetinin daha öne geçmesi maalesef bu olayın değerlendirilmesinde de açık seçik kendini göstermiştir. Açıkça ifade etmek gerekirse, bu gün isimleri üzerinde iddialar sürdürülen kişilerin grup aidiyetleri değişse, inancımız odur ki, grupların duruşları da çok değişirdi. Galiba bu durum da bizim zaafımız.

Sendikal Birlik (SB) olarak sürece şöyle yaklaşıyoruz:

1- Öncelikle iddialar -taciz yada komplo- ne olursa olsun elbette haksızlığa uğrayanlar açısından adaletin yerini bulması için elden gelen yapılacaktır, yapılmalıdır. Ancak bundan daha önce bizim için önemli olan mevcut durum örgüte zarar vermiştir, vermeye devam etmektedir, hatta daha bir süre zarar vermeye devam edecektir.

2- KESK MYK'sı bu sıkıntılı kriz sürecini yönetememiştir. Sorunu başlangıcından itibaren en kısa sürede çözüp örgütü bugünkü tartışmalardan uzak tutması gerekenler, üzerine düşen görevi yerine getirememişlerdir. Esas olan, en zor koşullarda dahi örgütü korumaktır. Yönetici olmanın sorumluluğu budur, diye düşünüyoruz.

3- Gelinen süreçte, bu gün yaşanan iddialar üzerinden kimsenin siyaset yapmasını doğru bulmuyoruz. Çeşitli açıklamalarla “Bütün anlayışlara bilgi verildi.” denilmesine rağmen, Sendikal Birlik'e hiçbir bilgi verilmemiş olsa da biz bu konu üzerinden siyaset yapmadık, yapmayacağız. Ancak bu yaklaşımımız, olayı kabullendiğimiz şeklinde anlaşılmamalıdır. Hiçbir zaman kabullenmeyeceğiz.

4- Öncelikle şu durum anımsanmalıdır. Son yaşanan tartışmalardan bağımsız, 2008 Genel Kurulu sorunludur. Tüm çabamıza rağmen o zaman birlikte bir çözüm üretilememiştir. KESK'in durumu, son tartışmalar olmasa da iç açıcı değildir. İster yönetimde olsun ister muhalefette, bugün kimse KESK'te işlerin yolunda olduğunu söyleyemez. Durum böyle olunca, gerçekten bir çözüm aranıyorsa, tüm bunları gören bir yerden çözüm aranmalıdır. Yoksa son yaşananları da değerlendirerek, herkes kendi grubunun ya da kendisinin ''daha iyi bir yerde'' konumlanmasını çözüm diye ortaya koyarsa hiçbir sorunun çözüleceği yoktur.

5- 1998'li yıllarda KESK MYK'sı sendika genel başkanlarından oluşsun dediğimizde, ''Bu Türk-İş modelidir'' diyerek karşı çıkanlar, en sıkıntılı süreçte KESK'e genel başkanların oluşturacağı bir MYK önermektedirler.

Kimileri bunu önerirken, bir başkası gazeteci ve sendikacı dostuna, kendi genel başkanlığını işaret eden yazılar sipariş etmekle meşgul. Deyim yerindeyse herkes ''sel önünden kütük kapma'' derdinde. Öte yandan 2008 döneminde (başarılamamış da olsa) örgütün ana kolonları üzerine oturtulması amacıyla oluşturduğumuz üçlü yapıya ilişkin geçen dönemki arzu (bu gün çok daha fazla ihtiyaç olmasına karşın) hissedilememektedir.

Peki Ne Yapılmalı?

Öncelikle belirtmek istiyoruz ki; olağanüstü kongre kararı alınış biçimi ve koşulları ile hangi ihtiyaca cevap vereceği belli olmayan, anlamsız, yanlış bir karardır. Yapılması gereken; yedeklerin göreve gelip sendikaların kendi genel kurullarını öne çekmesi ve olağan süreçte sorunların çözümünün sağlanmasıydı. Ancak bu karar alınmıştır; şimdi süreç böyle işleyecektir.

Daha önce belirtildiği gibi KESK'in sorunları sadece son tartışmalarla sınırlı değildir. Ayrıntısına girmeden belirtmek gerekirse; örgütün yapısal, tüzüksel, işleyiş, örgütlenme ve program sorunu vardır. Bu nedenle daha derinlikli tartışıp tüm bu sorunları temelden çözme iradesi ortaya koyabilecek bir genişliğe ve çoğulculuğa ihtiyaç vardır. Dört ana dinamik diye ifade edilen yapının çevresi, çeperi çok daha genişletilerek, hatta daha farklı katılım mekanizmaları ile yönetimde olup olmamaktan bağımsız çok daha geniş kesimlerin kararlara katılabileceği bir mekanizma yaratmak hedeflenmelidir. Buradan hareketle böylesi yaklaşımın dışında daha dar yapılanmalarla seçim kazanılabilir, ama sorunlar çözülemez. Bütün bunların 8 Ocak'ta yapılacak Olağanüstü Kurultayda çözülmesi mümkün değildir. Ancak Olağan Genel Kurul için bunu gerçekleştirmek üzere önüne koyacak bir anlayışla yönetim oluşturulması mümkündür. Biz Sendikal Birlik olarak bu perspektifle yola çıkacak bir yapılanmadan başka çözüm göremiyoruz. Uzun süredir içe doğru büzüşen örgütü açıp dışa döndürmenin yolu KESK'in kuruluşunda ortaya konan iradenin KESK'in kurtuluşu için tekrar ortaya konulmasından geçecektir. 02.01.2011



KESK SB Türkiye Yürütmesi

www.sendikalbirlik.net