|
|
||
|
SENDİKAL BİRLİK’TEN AÇIKLAMA Bilindiği gibi Eğitim Sen 3. Olağan Genel Kurulu 9–11 Mayıs 2008 tarihlerinde yapıldı. Bu sürecin doğru kavranabilmesi için, Eğitim Sen Genel Kurulu öncesi yaşanan son üç yıla özetle bir göz atmakta yarar var. Anımsanacağı gibi sendikamızın 2005 Genel Kurul sürecine “Kapatma Davası” damgasını vurmuştur. Bu dava süreci örgütümüzde derin yaralar açmış, ciddi tahribatlar yaratmış olsa da bir biçimiyle atlatılmıştır. Ancak aynı dönem yaşanan KESK Genel Kurulu sürecinde ortaya çıkan bir durum tüm döneme damgasını vurmuştur. Bu durum örgütümüzde Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) olarak bilinen anlayışın yaşadığı iç sorunlardır. Bu sorun, 2005 KESK Genel Kurulu'ndan itibaren ''Hayır canım KESK'le Eğitim Sen arasında hiçbir sorun yok.'' denilerek geçiştirilmeye çalışılmış; gün geçtikçe daha çok örgüte zarar verir hale gelerek keskinleşmiş; Eğitim Sen 2008 Genel Kurul süreciyle birlikte söz konusu anlayışın ikiye ayrılması kıyasıya bir mücadele biçiminde yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Bizim amacımız burada bir anlayışın iç sorunlarını tartışmak değildir. Meselenin bizi ilgilendiren yanı örgütümüzde son üç yılda yapılanlar ya da yapılamayanlar; alınan ya da alınamayan kararlar; eylemlerin başarı ya da başarısızlığına büyük oranda bu sorunun neden olmuş olmasıdır. Yetmez sendikamız Eğitim Sen'in son Genel Kurulu'nun böyle yaşanmış olmasının da yegâne nedeni maalesef ki bu sorundur. Özellikle Eğitim Sen MYK'sında çoğunluğu elinde bulunduran iki anlayışın (DSD, Yurtsever Emekçiler(YS)) her konuda olduğu gibi KESK yönetimine karşı tutumdaki zımni ittifakı, süreci tümüyle bu soruna kilitlemiş ve tüm tutum alış ve değerlendirmeler söz konusu KESK ve Eğitim Sen çekişmesi üzerine şekillenmiştir. KESK'e hiçbir konuda hiçbir öneri sunulmamış ama KESK ne yaparsa yapsın eleştirilmiştir. Öylesi şeyler yaşanmıştır ki, kuşkusuz pek çok örnek sayılabilir ama bir tanesi çok ilginçtir: KESK, Eğitim Sen MYK'sına resmi bir yazı yazarak, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) yönetim kuruluna konfederasyonların da bir yönetim kurulu üyesi vereceğini; bu konuda KESK'in üye verip vermemesi konusunda Eğitim Sen'in görüşünü istemiştir. Konu Eğitim Sen MYK'sında 3 dakika bile tartışılmamış ne yaparlarsa yapsınlar gibi bir tutumla KESK'e de yazılı yada sözlü bir görüş bildirilmemiştir. KESK MYK sı bir şeyler yapmış sonuç itibari ile SGK yönetim kuruluna bir kişi vermiştir. Kısa süre sonra KESK Danışma Meclisi Toplantısı yapılmıştır. İşte bu toplantıda kıyamet kopmuştur. KESK'in resmi yazısına karşın konuya ilişkin hiçbir görüş bildirmeyen Eğitim Sen MYK'sındaki çoğunluk ittifakı, konuyu kırılma noktası haline getirerek, neredeyse KESK'i ihanetle suçlamıştır. Bütün bu olanların arasında insanın aklına şöyle garip bir soru geliyor. Madem ki konu sizin için kırılma noktası olacak kadar önemli idi, KESK de bir hata(!) yapıp görüşünüzü sormuş, neden görüş bildirmediniz? Tam da bizim atasözüne uygun,''amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek'' olunca böyle oluyor işte. Bütün bunlara birde Eğitim Sen MYK'sında görev süresi dolup “Önümüzdeki dönem nerede olacağım?” kaygısı, yani “kişisel istikbal” duyguları (bu duygunun en az etken olduğuna inanmak istiyoruz) eklenince üzümleri onların sorunlarını tartışmak yerine bağcıyı dövmek daha uygun düşüyor herhalde. Sözün kısası, 2005-2008 dönemi KESK- Eğitim Sen çekişmesi ile geçmiştir. Örgütün yetki kaybından, Eğitim İş olayına dek varlık nedeni olan hiçbir sorunu, ciddi derinlikli ve gerçekçi bir değerlendirmeye tabi tutulmamış, genel kurul kararları yerine getirilmemiş ve bütün sorunlar sadece dış etkenlere dayandırılarak rutin dünya ve Türkiye tahlilleri ile süreç geçiştirilmiş; kamu emekçileri ve eğitim emekçileri adına, örgütün üç yılı adeta heba edilmiştir. İşte Eğitim Sen Genel Kurulu’na damgasını vuran sürecin özeti budur. Genel Kurul Süreci Sendikal Birlik olarak, içeride özetlediğimiz sorunlar sürerken dışarıda ise, hem dünyada hem ülkemizde emekçilere ve emek örgütlerine yoğun saldırıların sürdüğü, emekçilerin her gün hak kayıpları yaşadığı, emperyalist-kapitalist sistemin uyguladığı liberal politikalar ve özellikle ülkemizi yönetenlerin uyguladığı gerici, ırkçı politikalara karşı hep birlikte genel kurulumuzdan sorunlarımızı çözecek güçlü bir yönetimle çıkabilmek amacıyla sorumlu davranmaya çalıştık. Bize göre bu duyarlılığı herkesin göstermesi için yeterli neden vardı. Ancak her şeyi bir yana bırakalım, sadece, 1 Mayıs da yaşananlar bile bu duyarlılık için tek başına yeterli neden olarak alınabilmeliydi. Bu duyarlılıkla genel kurulun ilk günlerinden itibaren oluşturulacak yönetimin örgütümüzün gerçeklikleri üzerinden ana unsurların, ana kolonlarının üzerine oturması gerektiğini belirttik ve son güne kadar da böyle tutum aldık. Hiç bir girişimimize olumlu yanıt alamadık. Öyle ki, öneri götürdüğümüz anlayışlardan yanıt beklerken, öneri götürdüklerimizin yerine başka anlayışlar bize yanıt vererek nezaket kuralları bile alt üst edildi. Biz her şeye rağmen Genel Kurul’un seçimler bölümünde 7 kişilik MYK üyeliği için 6 aday çıkararak iyi niyetle tutumumuzu devam ettirdik. (Sadece dört delegesi olana bir MYK üyeliğinin dağıtıldığı bir seçim sürecinde sanırız bu durum herkesçe doğru anlaşılmıştır.) Bu tutumumuzun asıl nedeni ise sadece seçim kazanmak değil, içinden geçtiğimiz zor günlerde sendikalarımızın sorunlarını çözüp, önünü açacak, örgütün birlik bütünlüğüne ve özellikle üye tabanı ve hedef kitlesine karşılık gelecek bütünlük içinde, güçlü bir yönetimin çıkarılabilmesiydi. Maalesef sağlanamamıştır. Eğitim Sen MYK'sında çoğunluk olarak, üç yıldır KESK'e muhalefet olan zımni ittifak, seçimlere örgütün ihtiyaçları üzerinden değil, kendi kişisel ihtiyaçları ve ittifaklarının ihtiyacı üzerinden yaklaşmıştır. Seçimlerden çıkan sonuçlara bakıldığında, örgütün delege sayısı olarak yarısı, üye tabanının temsiliyeti olarak %90 ı yönetim dışında kalmıştır. Bu arada şunu altını çizerek belirtmek isteriz. Mevcut MYK tarafından SB yönetimde temsil ediliyormuş gibi gösterilmek istenmektedir. Bu MYK’da Sendikal Birliğin temsiliyeti yoktur. Bu açıklamalara neden olan kişinin (Mustafa Ecevit) 3 yıl önce Sendikal Birlik grubuyla ilişiği kesilmiştir. Peki, bu seçimi kimler, nasıl kazanmıştır? Öncelikle şunu belirtelim. Burada ifade edeceklerimizin sorumluları, bugünkü MYK'nın oluşmasına neden olan 2005–2008 MYK'sında çoğunluğu oluşturanlardır. Seçim kazanabilmek için neler yapılmıştır? 1. Eğitim Sen tüzüğü çiğnenmiş, yıllardır eksikleri olsa da oluşturduğumuz hukuk ayaklar altına alınmıştır. Seçim süreci ile ilgili olarak, sadece birkaç delege daha fazla çıkarabilmek için; il temsilciliklerinin şubelerle birleştirilmesi konusunda Eğitim Sen Tüzüğünün 37. maddesi açıkça çiğnenmiştir. Bu durum üyelerinin üzerindeki tüm baskılara karşın Eğitim-Sen Merkez Disiplin Kurulu ve Merkez Denetleme Kurulu raporları ile sabittir. 2. Tüzüğümüzün 54. maddesi "… aynı organa üst üste iki dönemden fazla seçilemez, işyeri temsilciliği bunun dışındadır" der. Tüzüğün bu amir hükmüne rağmen, örgütün en tepesindeki, birincil görevi Tüzüğü uygulamak olan kişiler tarafından birçok olayda olduğu gibi telefonla vb. görüşerek çeşitli şubelerde taraftarlarının 3. dönem aday olması ve seçilmesi sağlanmıştır. Bununla da kalmayıp konuya ilişkin mahkeme kararları bulunup Tüzüğümüzü çiğneyen bu uygulamalara yasal (!) dayanaklar aranmıştır. Hatta örgütün Genel Başkanı Genel Kurulda yaptığı konuşmada salona dönüp ''Sizin seçtiklerinize yetki vermemezlik edemezdik.'' diyerek popülist bir yaklaşımla yaptığı hukuksuzluğa kılıf yaratmaya çalışmıştır. Oysa biz söz konusu maddeyi Tüzüğümüze koyarken, yasalarda veya Anayasa’da kişilerin üst üste iki dönemden fazla yönetimlere gelmesini engelleyen bir dayanak aramadık. Bu madde bizim sendikal mücadeleye bakışımız gereği kendimizin yarattığı kendi hukukumuzu ifade eden, övünçle açıkladığımız bir maddedir. Keşke bu sorumlular sendikal mücadelemizi, emek mücadelesini, grev hakkımızı engelleyen yasalara karşı benzer tutumu ortaya koysalardı, öper başımıza koyardık. Ancak unutulmasın ki, kendi hukukumuzu çiğneyenler tarih önünde hesap vereceklerdir. Şundan eminiz ki, eğitim ve bilim emekçileri bunlardan eninde sonunda hesap soracaktır. 3. Bir il temsilciliğimiz, şube sayılarak seçim sürecinde delege dağıtımı vb. şube uygulamasına tabi tutulmuştur. Kendi tarafına delege ya da taraftar kazanabilmek için Eğitim Sen'in bugüne dek biriktirdiği değerler hovardaca harcanmış, heba edilmiştir. Burada sözünü etmeye çalıştığımız birisinin birkaç delege eksik ya da fazla çıkarmasından öte şeylerdir. Çeşitli varyasyonlarla birisinin birkaç delege fazla çıkarması önemli değildir. Ancak Eğitim-Sen'de giderek şayet “Yönetimde çoğunluk olursak, örgütün tüzüğü, hukuku önemli değildir, istediğimizi yaparız.” ya da “'Tüzüğü çiğneyenler benim arkadaşlarımsa ses çıkarmamak gerekir.” anlayışı hakim olursa, işte o zaman “Anayasa'yı bir kere delmekten bir şey çıkmaz.” anlayışının Türkiye'yi getirdiği noktaya döneriz. Bu tutum, örgütümüzün bu güne dek tüm güçlüklere, saldırılara karşın korumaya çalıştığı, adalet, hak, hukuk, emek, mücadele, demokrasi gibi kendi değerlerini çürütür. Ve bu durum delege sayısı vb. şeylerle ölçülemez, ağır ve vahim sonuçlara neden olur. İşte karşı çıktığımız şey budur. Karşı çıkmaya devam edeceğiz. Seçim kaybetme pahasına da olsa değerlerimizi yaşatıp geliştirmeye devam edeceğiz. Bunları kimsenin çürütmesine izin vermeyeceğiz. Bu MYK Eğitim-Sen'i yönetemez, örgütü büyütemez, sorunları çözemez, örgütsel karşılığı yoktur. Biz SB olarak Eğitim Sen'in güvencesi, sigortasıyız. Bu güne dek bin bir güçlükle yarattığımız maddi manevi en küçük bir değerimizin bundan sonra da heba edilmesine izin vermeyeceğiz. 27 Mayıs 2008 EĞİTİM SEN SENDİKAL BİRLİK Hasan Fahri Vural Sendikal Birlik Sözcüsü, hvural@gmail.com Kamuran Karaca Sendikal Birlik Yürütme Üyesi, KESK MYK Üyesi, kamurankaraca@kesk.org.tr Ali Berberoğlu Sendikal Birlik Yürütme Üyesi, berberogluali@gmail.com Ali Gençağa Güzey Sendikal Birlik Yürütme Üyesi, gencagaguzey@gmail.com Feyzi Kılınç Sendikal Birlik Yürütme Üyesi, Kırşehir Şube Başkanı, feyzikilinc@mynet.com Ali Rıza Demir Sendikal Birlik Yürütme Üyesi, alirizademir@mynet.com http://www.sendikalbirlik.net/ |